14 Mar
SOBADAKİ HİKMET
Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan bir heyet
bir araştırma için arazide bulunmaktadır. Birden yağmur bastırır. Hemen
yakındaki bir arazi evine sığınırlar. Ev sahibi bunlara bir şeyler
ikram etmek için biraz ayrılır. Hepsinin dikkati soba üzerinde toplanır.
Soba yerden 1 m. kadar yukarda, altındaki dizili taşların üzerindedir.
Sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğine dair bir tartışma başlar.
Kimyacı, “adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece
daha kolay yakmayı amaçlamış”; fizikçi, “adam sobayı yükselterek
konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş”;
jeolog, “burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan herhangi bir
deprem anında sobanin taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak yangin
olasılığını azaltmayı amaçlamış”; matematikçi, “sobayı odanın geometrik
merkezine kurmuş, böylece de odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış”;
antropolog, “adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif
biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı yukarıya kurmuş”. Bu sırada
ev sahibi içeri girer ve ona sobanın yukarda olmasının nedenini
sorarlar.,
Adam cevap verir:
- “Boru yetmedi.”
14 Mar
|
YENİ HİZMETÇİ - “Sen kimsin?” Kız cevaplar: Â |
|
ANNEME…
Annem öldü. Pazartesi sabahıydı. Kollarımın arasında son defa nefes aldı. Bir kez olsun bakamadım gözlerine. Öylece kuş gibi apansız çekip gitti annem. Canım, canım, canım acıyor. İçimde durup tükenmeyen bir yara kanıyor. Ben geride ne yapacağı mı, ve nasıl yaşacağımı düşünüyorum. Canım acıyor. Elime bileziklerini verdiler.’Başın sağ olsun’ ne kolaydı söylemek. Başım sağ olsun Benim başım sağ olmuş ne önemi var ki, kırık dökük her şey… İçim tuz buz oldu. Ölüme isyanım yok. Onsuz yaşamaya alışamıyorum. Sabah kahvaltısında yerinin boş kalmasına, koltuğunun boşluğuna tülbentine, en çokta ellerinin yokluğuna alışamıyorum… Anam anacığım… Canım annem… Yazacak hiç bu kadar çok şey ve anlatılabilecek bu kadar az şey olmamıştı. Annem gitti işte ahirete apansız… Hemen hemen tüm ölümler gibi … Avuçlarımın içinden kayıp gitti, tutamadım. Dedim ya en çok ellerini özlüyorum. O eller doğduğumdan beri hep saçlarımı okşadı, yüzümü tuttu, bağrına bastı, her gün yemekler pişirdi, iğneler takıldı, öpüldü bayram sabahları… Yani yok artık ellerin annem. En son kına yaktılar. Yine kanlıydı ellerin . Serum takmak için zaten iyice incelen derini soymuşlar. Öylece gittin. Öptüm öptüm, hissetmedin. Hiç açmadın gözlerini. Hiç bakmadın bana. Saçlarımı okşamadın.’Beyaz takma’ derdi babam. O istemediği için hiç beyaz giymezdin. O gün bembeyazdın oysa babam bile engel olamadı. Anam çilekeş anacığım. Seni öyle özledim ki… Kimse içimdeki seni bilmiyor. Acımı anladıklarını söyleyip bir süre kalıp gidiyorlar. Anlayamazlar ki. Sen benim annemsin. SEN BENİM ANNEMSİN…
Anne, anne… Duymayacağını biliyorum. Ama rabbim inşallah ulaştırır sana. İnşallah duyarsın. Seni çok ama çok seviyorum annem. Helalleşmediğimizi biliyorum. Bir kez olsun gözlerini açabilmen için neler vermezdim. Hakkını helal et, olmaz mı? Ve bil ki bana bir kere bile yük olmadın . Ben yıllarca yük oldum asıl. Ne olur anne, hakkını helal et. Bir gece bizsiz uyuyamazdın anne. On beş gün oldu sessiz sedasız yatıyorsun anne. Bizi özlemedin mi?
En son günümüzden bir gün önceydi. Yanı başına oturmuştum. Örgü örüyordun. Kardeşime kazak üşümesin diye. Durup dururken sarıldın bana. Başımı göğsüme yasladım. Saçımı okşadın yine “canım annem†dedim. “Canım kızım†dedin. Şefkatini özledim anne . Sana diyemediğim zamanlara inat anne, anne, anne … Demek istiyorum. Bin defa…
Kavuşmak ahirete kaldı annem. O zaman Rabbimin bizi cennette buluşturması için dua edeceğim. Çektiklerin günahına kefaret olsun ve Rabbim cennetine koysun inşallah. Seni seviyorum anne hem de öylesine çok seviyorum ki…Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â ZUHALÂ Â Â Â Â
ANNEME…
Annem öldü. Pazartesi sabahıydı. Kollarımın arasında son defa nefes aldı. Bir kez olsun bakamadım gözlerine. Öylece kuş gibi apansız çekip gitti annem. Canım, canım, canım acıyor. İçimde durup tükenmeyen bir yara kanıyor. Ben geride ne yapacağı mı, ve nasıl yaşacağımı düşünüyorum. Canım acıyor. Elime bileziklerini verdiler.’Başın sağ olsun’ ne kolaydı söylemek. Başım sağ olsun Benim başım sağ olmuş ne önemi var ki, kırık dökük her şey… İçim tuz buz oldu. Ölüme isyanım yok. Onsuz yaşamaya alışamıyorum. Sabah kahvaltısında yerinin boş kalmasına, koltuğunun boşluğuna tülbentine, en çokta ellerinin yokluğuna alışamıyorum… Anam anacığım… Canım annem… Yazacak hiç bu kadar çok şey ve anlatılabilecek bu kadar az şey olmamıştı. Annem gitti işte ahirete apansız… Hemen hemen tüm ölümler gibi … Avuçlarımın içinden kayıp gitti, tutamadım. Dedim ya en çok ellerini özlüyorum. O eller doğduğumdan beri hep saçlarımı okşadı, yüzümü tuttu, bağrına bastı, her gün yemekler pişirdi, iğneler takıldı, öpüldü bayram sabahları… Yani yok artık ellerin annem. En son kına yaktılar. Yine kanlıydı ellerin . Serum takmak için zaten iyice incelen derini soymuşlar. Öylece gittin. Öptüm öptüm, hissetmedin. Hiç açmadın gözlerini. Hiç bakmadın bana. Saçlarımı okşamadın.’Beyaz takma’ derdi babam. O istemediği için hiç beyaz giymezdin. O gün bembeyazdın oysa babam bile engel olamadı. Anam çilekeş anacığım. Seni öyle özledim ki… Kimse içimdeki seni bilmiyor. Acımı anladıklarını söyleyip bir süre kalıp gidiyorlar. Anlayamazlar ki. Sen benim annemsin. SEN BENİM ANNEMSİN…
Anne, anne… Duymayacağını biliyorum. Ama rabbim inşallah ulaştırır sana. İnşallah duyarsın. Seni çok ama çok seviyorum annem. Helalleşmediğimizi biliyorum. Bir kez olsun gözlerini açabilmen için neler vermezdim. Hakkını helal et, olmaz mı? Ve bil ki bana bir kere bile yük olmadın . Ben yıllarca yük oldum asıl. Ne olur anne, hakkını helal et. Bir gece bizsiz uyuyamazdın anne. On beş gün oldu sessiz sedasız yatıyorsun anne. Bizi özlemedin mi?
En son günümüzden bir gün önceydi. Yanı başına oturmuştum. Örgü örüyordun. Kardeşime kazak üşümesin diye. Durup dururken sarıldın bana. Başımı göğsüme yasladım. Saçımı okşadın yine “canım annem†dedim. “Canım kızım†dedin. Şefkatini özledim anne . Sana diyemediğim zamanlara inat anne, anne, anne … Demek istiyorum. Bin defa…
Kavuşmak ahirete kaldı annem. O zaman Rabbimin bizi cennette buluşturması için dua edeceğim. Çektiklerin günahına kefaret olsun ve Rabbim cennetine koysun inşallah. Seni seviyorum anne hem de öylesine çok seviyorum ki…Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â ZUHALÂ Â Â Â Â
ANNEME…
Annem öldü. Pazartesi sabahıydı. Kollarımın arasında son defa nefes aldı. Bir kez olsun bakamadım gözlerine. Öylece kuş gibi apansız çekip gitti annem. Canım, canım, canım acıyor. İçimde durup tükenmeyen bir yara kanıyor. Ben geride ne yapacağı mı, ve nasıl yaşacağımı düşünüyorum. Canım acıyor. Elime bileziklerini verdiler.’Başın sağ olsun’ ne kolaydı söylemek. Başım sağ olsun Benim başım sağ olmuş ne önemi var ki, kırık dökük her şey… İçim tuz buz oldu. Ölüme isyanım yok. Onsuz yaşamaya alışamıyorum. Sabah kahvaltısında yerinin boş kalmasına, koltuğunun boşluğuna tülbentine, en çokta ellerinin yokluğuna alışamıyorum… Anam anacığım… Canım annem… Yazacak hiç bu kadar çok şey ve anlatılabilecek bu kadar az şey olmamıştı. Annem gitti işte ahirete apansız… Hemen hemen tüm ölümler gibi … Avuçlarımın içinden kayıp gitti, tutamadım. Dedim ya en çok ellerini özlüyorum. O eller doğduğumdan beri hep saçlarımı okşadı, yüzümü tuttu, bağrına bastı, her gün yemekler pişirdi, iğneler takıldı, öpüldü bayram sabahları… Yani yok artık ellerin annem. En son kına yaktılar. Yine kanlıydı ellerin . Serum takmak için zaten iyice incelen derini soymuşlar. Öylece gittin. Öptüm öptüm, hissetmedin. Hiç açmadın gözlerini. Hiç bakmadın bana. Saçlarımı okşamadın.’Beyaz takma’ derdi babam. O istemediği için hiç beyaz giymezdin. O gün bembeyazdın oysa babam bile engel olamadı. Anam çilekeş anacığım. Seni öyle özledim ki… Kimse içimdeki seni bilmiyor. Acımı anladıklarını söyleyip bir süre kalıp gidiyorlar. Anlayamazlar ki. Sen benim annemsin. SEN BENİM ANNEMSİN…
Anne, anne… Duymayacağını biliyorum. Ama rabbim inşallah ulaştırır sana. İnşallah duyarsın. Seni çok ama çok seviyorum annem. Helalleşmediğimizi biliyorum. Bir kez olsun gözlerini açabilmen için neler vermezdim. Hakkını helal et, olmaz mı? Ve bil ki bana bir kere bile yük olmadın . Ben yıllarca yük oldum asıl. Ne olur anne, hakkını helal et. Bir gece bizsiz uyuyamazdın anne. On beş gün oldu sessiz sedasız yatıyorsun anne. Bizi özlemedin mi?
En son günümüzden bir gün önceydi. Yanı başına oturmuştum. Örgü örüyordun. Kardeşime kazak üşümesin diye. Durup dururken sarıldın bana. Başımı göğsüme yasladım. Saçımı okşadın yine “canım annem†dedim. “Canım kızım†dedin. Şefkatini özledim anne . Sana diyemediğim zamanlara inat anne, anne, anne … Demek istiyorum. Bin defa…
Kavuşmak ahirete kaldı annem. O zaman Rabbimin bizi cennette buluşturması için dua edeceğim. Çektiklerin günahına kefaret olsun ve Rabbim cennetine koysun inşallah. Seni seviyorum anne hem de öylesine çok seviyorum ki…Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â ZUHALÂ Â Â Â Â
ANNEME…
Annem öldü. Pazartesi sabahıydı. Kollarımın arasında son defa nefes aldı. Bir kez olsun bakamadım gözlerine. Öylece kuş gibi apansız çekip gitti annem. Canım, canım, canım acıyor. İçimde durup tükenmeyen bir yara kanıyor. Ben geride ne yapacağı mı, ve nasıl yaşacağımı düşünüyorum. Canım acıyor. Elime bileziklerini verdiler.’Başın sağ olsun’ ne kolaydı söylemek. Başım sağ olsun Benim başım sağ olmuş ne önemi var ki, kırık dökük her şey… İçim tuz buz oldu. Ölüme isyanım yok. Onsuz yaşamaya alışamıyorum. Sabah kahvaltısında yerinin boş kalmasına, koltuğunun boşluğuna tülbentine, en çokta ellerinin yokluğuna alışamıyorum… Anam anacığım… Canım annem… Yazacak hiç bu kadar çok şey ve anlatılabilecek bu kadar az şey olmamıştı. Annem gitti işte ahirete apansız… Hemen hemen tüm ölümler gibi … Avuçlarımın içinden kayıp gitti, tutamadım. Dedim ya en çok ellerini özlüyorum. O eller doğduğumdan beri hep saçlarımı okşadı, yüzümü tuttu, bağrına bastı, her gün yemekler pişirdi, iğneler takıldı, öpüldü bayram sabahları… Yani yok artık ellerin annem. En son kına yaktılar. Yine kanlıydı ellerin . Serum takmak için zaten iyice incelen derini soymuşlar. Öylece gittin. Öptüm öptüm, hissetmedin. Hiç açmadın gözlerini. Hiç bakmadın bana. Saçlarımı okşamadın.’Beyaz takma’ derdi babam. O istemediği için hiç beyaz giymezdin. O gün bembeyazdın oysa babam bile engel olamadı. Anam çilekeş anacığım. Seni öyle özledim ki… Kimse içimdeki seni bilmiyor. Acımı anladıklarını söyleyip bir süre kalıp gidiyorlar. Anlayamazlar ki. Sen benim annemsin. SEN BENİM ANNEMSİN…
Anne, anne… Duymayacağını biliyorum. Ama rabbim inşallah ulaştırır sana. İnşallah duyarsın. Seni çok ama çok seviyorum annem. Helalleşmediğimizi biliyorum. Bir kez olsun gözlerini açabilmen için neler vermezdim. Hakkını helal et, olmaz mı? Ve bil ki bana bir kere bile yük olmadın . Ben yıllarca yük oldum asıl. Ne olur anne, hakkını helal et. Bir gece bizsiz uyuyamazdın anne. On beş gün oldu sessiz sedasız yatıyorsun anne. Bizi özlemedin mi?
En son günümüzden bir gün önceydi. Yanı başına oturmuştum. Örgü örüyordun. Kardeşime kazak üşümesin diye. Durup dururken sarıldın bana. Başımı göğsüme yasladım. Saçımı okşadın yine “canım annem†dedim. “Canım kızım†dedin. Şefkatini özledim anne . Sana diyemediğim zamanlara inat anne, anne, anne … Demek istiyorum. Bin defa…
Kavuşmak ahirete kaldı annem. O zaman Rabbimin bizi cennette buluşturması için dua edeceğim. Çektiklerin günahına kefaret olsun ve Rabbim cennetine koysun inşallah. Seni seviyorum anne hem de öylesine çok seviyorum ki…Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â Â ZUHALÂ Â Â Â Â
Her işte bir hayır vardır  Â
Soğuk bir kış sabahı sahilde bulunan küçük bir koydan bir balıkçı filosu denize açıldı. Öğleden sonra büyük bir fırtına koptu ve gece
olduğunda balıkçı teknelerinden hiçbirisi limana dönememişti.
Bütün gece boyunca eşler, anneler, çocuklar ve sevgililer ellerini oğuşturup, kaybolan sevdiklerini kurtarması için Allah’a yakararak rüzgara açık kıyıda bir aşağı bir yukarı dolandılar.
Bu berbat durumda, bir de kulübelerden birinde yangın çıktı, Erkekler olmadığı için yangını söndürüp kulübeyi kurtarmak mümkün olmadı.
Ancak gün ışıdığında, herkesin sevinçle gördüğü gibi balıkçı teknelerinin tümü de sağlam olarak limana döndü.
Fakat, orada ümitsiz bir kişi varda. Bu kişi yangında evi kül olan adamın eşiydi.
Kocası karaya çıkarken şöyle bağırıyordu:
“Aman Allah’ım, mahvolduk! Evimiz, içindeki herşeyle birlikte yangında kül oldu!â€
Adam ise, kadını şaşırtan şu sözleri haykırdı:
“O yangını verene şükürler olsun! Yanan kulübemizin ışığı sayesinde bütün tekneler yolunu buldu ve sâlimen limana döndük.”
Â
Her işte bir hayır vardır  Â
Soğuk bir kış sabahı sahilde bulunan küçük bir koydan bir balıkçı filosu denize açıldı. Öğleden sonra büyük bir fırtına koptu ve gece
olduğunda balıkçı teknelerinden hiçbirisi limana dönememişti.
Bütün gece boyunca eşler, anneler, çocuklar ve sevgililer ellerini oğuşturup, kaybolan sevdiklerini kurtarması için Allah’a yakararak rüzgara açık kıyıda bir aşağı bir yukarı dolandılar.
Bu berbat durumda, bir de kulübelerden birinde yangın çıktı, Erkekler olmadığı için yangını söndürüp kulübeyi kurtarmak mümkün olmadı.
Ancak gün ışıdığında, herkesin sevinçle gördüğü gibi balıkçı teknelerinin tümü de sağlam olarak limana döndü.
Fakat, orada ümitsiz bir kişi varda. Bu kişi yangında evi kül olan adamın eşiydi.
Kocası karaya çıkarken şöyle bağırıyordu:
“Aman Allah’ım, mahvolduk! Evimiz, içindeki herşeyle birlikte yangında kül oldu!â€
Adam ise, kadını şaşırtan şu sözleri haykırdı:
“O yangını verene şükürler olsun! Yanan kulübemizin ışığı sayesinde bütün tekneler yolunu buldu ve sâlimen limana döndük.”
Â