>>>>10 ERKEK 1 KADIN
>> >>>>>>11 kişi bir helikopterden sarkan halata asılıdırlar.
>
>
> >>> > > >>>>>>10 erkek ve bir kadın. ip herkesi taşıyacak kadar
>güçlü
>
>
> >>> > > >>>>>>olmadığı
>
>
> >>> > > >>>>>>için
>>>> > >>>>>>içlerinden birinin ipi bırakması gerektiğine karar
>
>
> > >>>>>>verirler.
>>>> > >Yoksa
>
>
> >>> > >>>>>>hep beraber düşecektirler. Bu kişinin kim
olacağına
>kara
>
>
> >>> > > >>>>>>veremezler
>
>
> >>> > > >>>>>>ama o anda kadın çok etkileyici bir konuşma yapar.
>
>
> >>> > > >>>>>>Tamamen gönüllü olarak
>
>
>
> > >>>>>>ipi bırakabileceğini söyler.Çünkü bir kadın
>>>> > >>>>>>olarak, kocası için, çocukları için ve aslında genelde
>>>>erkekler
>
>
> >>> > > >>>>>>için her şeyi bırakmaya alışık olduğunu söyler,hem
>de
>
>
> >>> > > >>>>>>karşılıksızca
>
>
> >>> > > >>>>>>Hikayesini bitirir
>>>> >
>bitirmez,tüm
>> > >>>>>>erkekler onu alkışlamaya
>>>> > >>>>>>başlarlar…. > >>>>>>NOT:Bu hikayeyi akıllı bir kadına
>>>>gönderin ki bugün gülümsemek > > >>>>>>için bir nedeni olsun.Tüm
>>>>erkeklere de gönderin ki > > >>>>>> > > >>>>>>hayatın gerçeğini
>>>>bir kez daha anlasınlar…
April 30th, 2007 | Posted in Eylül Günlüğü | 2 Comments
Bilmiyorum
Bu sensizliğin kaçıncı sabahı
Yalancı baharlarda avutsam kendimi
Diner mi yüreğimin sana olan âhı
Bilir misin ?
Uykusuz gecelerimde
Rüyalarımı gidişinle kaç kez böldüm
Yaşarken, yüreğinin mezarına diri diri gömüldüm
Sensiz aldığım her nefes,
Şimdilerde boğazımda düğümlenen kördüğüm
Acının sofrasında
Celladımın kanlı elleri bulaşıyor yüzüme
Gecenin karanlığında ağlarken
Bir de yıkık bir kentin feryadı düşüyor gölgeme
Sırtımda ayrılığın taze yarası
Elimde sensizliğin pusulası
Söyle ey sevgili,
Yıllar geçse de unutulur mu gidişinin acısı
Bir kere kapatmışken
Başka güle açılır mı aşkın kapısı
Bilir misin ey Ayrılıkların Sultanı ?
Islanmıyor dilimde adından başka tek bir hece
Senden sonra yüreğim kimseyi sevmesin diye
Gözlerinde kendime mezarlar kazıyorum her gece
Ey nev-i baharımın hazanı
Ey ayrılıkların sultanı
Ve yüreğimin unutulmazı
Senden son bir isteğim;
Gidişinin yıldızlı madalyasını tak göğsüme
Gözlerimin içine bakarak
Son kez ayrılığın bıçağını sapla yüreğime
Ey kapı eşiğinde bekleyen kuru ayaz !
Tenime bırak avuçlarındaki zemheriyi…
Ve tavan deliğinden gülümseyen yıldız !
Kıyılarıma bırak geceye beslediğin öfkeyi ..
Ey yaşarken yüreğimi solduran sevgili !
Şu çile hamurunda yoğrulmuş adama
Acımayı bırak, daha fazla bekletme
Çek, yüreğime dayadığın son tetiği…
(yazarı bilinmiyor)
April 29th, 2007 | Posted in Eylül Günlüğü, Şiirler | No Comments
HER ŞEY DÜNYADA
Â
Cerrahpaşa Hastanesi civarında bir eczane. Eczanenin sahibi bir çocuk annesi, hayatı erkenden sırtlamak zorunda kaldığından bir parça yorgun, ama sorumluluk duygusu kendini koruma güdüsünün önüne geçmiş bir hanım. Eşi gazeteci. Eczanede dar gelirli hastalara o kadar çok yardım ediliyor ki, gazeteci eş tazminatını çekip eczanenin temel giderlerini karşılıyor.
1983 yılında bir gece vakti, eczaneye hastaneden bir telefon geliyor.
Trafik kazasında ölen bir gencin organlarının bağışlandığı söyleniyor… Böbrek nakli için sırada bekleyen iki hasta var… Nakil için gerekli ilaçların iki saat içinde bulunması lazım.
Ancak liste o kadar uzun ve ilaçlar öyle pahalı ki… Diyelim, bugünün parasıyla 20 milyar lira. Oysa hastalardan birinde bugünün parasıyla 300 milyon lira var.
Zaman dar, para yok!
Eczacı hanım gazeteci eşine telefon açıyor. Ya bu ilaçları verirler, hastalar ameliyata girer ama borçlarını ödemeyebilirler. Ya da ilaçları verirler, hastalar ameliyat olur, geç de olsa öderler borçlarını.
Gazeteci eş “seni tanıyorum” diyor karısına; “eğer kararlıysan tereddüt etme, ver ilaçları. Ödemezlerse de bir yolunu buluruz elbet. Satarız bir şeyler. İçin rahat etsin.”
O gece iki hastanın da ilaçları (eczacı hanımda olmayanlar da başka eczanelerden alınarak) temin ediliyor ve nakil yapılıyor.
Bir hafta sonra ilaçların parasını getirip teşekkür ediyor hastalar. Birinin elinde bir demet çiçek, biri çiçeksiz…
Karı kocaysa bu olayı unutuyor zaman içinde…
***
2004′te, bir gece vakti geliyor kötü haber. Torunlarının anne karnındaki gelişiminde bir sorun var. İncelemeler, bebeğin bir böbreğinin aşırı büyüdüğünü gösteriyor. Doktorlar kontrol altına alıyor anneyi ve bebeği. Doğumundan altı ay sonra bebeğin bir böbreğinin çalışmadığı çıkıyor ortaya. Acilen ameliyat gerekiyor. Anneanne ve dede binlerce kilometre uzakta. Gitmek isteseler de bebeğin anne ve babası engel oluyor. Kim bilir hangi endişelerle.
Torunun ameliyatı başlayıp bitene kadar ömürlerinden ömür eksiliyor.
Çok başarlı geçen ameliyatın sonunda zeytin tanesi bebeğin sağlığı da, böbreği de kurtarılıyor.
***
Bir akşam yemeği sonrası “unutma, her şey dünyada. İyilik de kötülük de karşılığını biz buradan gitmeden bulur…” cümlesi etrafında dönüyordu sohbet.
Peki her şeyin bir karşılığı varsa, karşımıza çıkan haksızlıkların sebebi neydi?
Adı üzerinde “haksızlık” yani..
Uzun uzun konuşuldu. Hayatın sürprizlerine hazırlıklı olunmalıydı.
İyi ya da kötü. Haksızlıkların pek çoğu sınava dönüşüyordu nihayetinde. Sınavda ne yaptığındı önemli olan.
***
İşte masanın büyükleri bize bunları anlatırken birden o 1983 yılını anımsadılar. Sonra bu somut örneğin ne kadar sağlam olduğunu fark ettiler. O uzun ve karanlık geceyi bir kez daha yaşadılar. Torunlarının fotoğrafına bir daha baktılar. Sonra biz “gençlere” dönüp şöyle dediler:
“İlahi adalete inancınızından bir an bile vazgeçmeyin. Bir an bile tereddüt etmeyin. Bazen canınız yanabilir. Bazen şaşırabilirsiniz olup bitene. Ama şaşırmayın. Mutlaka bir sebebi olduğunu göreceksiniz…”
Gecenin sonunda, ışıklar içindeki şehre bakarak bütün bu konuşulanları düşündüm, bir kez daha…
Bir sebebi olmalıydı yaşadığımız her şeyin…
Her şey dünya üzerinde…
İyilik de kötülük de…
Yaşayıp göreceğiz…
 İCLAL AYDIN (vatan gazetesindeki yazısından alıntıdır.)
April 25th, 2007 | Posted in Eylül Günlüğü | 1 Comment
SENI ARIYORUM
Simdi bir an donerek gerilere, hani
Bir zamanlar beni olesiye yasatan
Ellerimi birakip sevecen ellerini
Cevremi simsicak bir sevgiyle kusatan
Seni ariyorum
Bir deniz hickiriyor ta icimde, dinle
Giderek yalcin kayalar, kumlar eriyor
Simdi basbayayim bir kiyida kendimle
Ve bende var ettigin o ben can veriyor
Seni ariyorum
Gulerdin bir zamanlar gunes batmazdi
Bastanbasa bir gul bahcesiydi ortalik
Renkler ya mavi, ya penbe, ya beyazdi
Oysa simdi ne yana baksam karanlik
Seni ariyorum
Varsin ama yoksun. yanimdasin, degilsin
Gozlerim bosuna deliyor geceleri
Tek seni bir kez daha gorebilmek icin
Daldirip ellerimi benden iceri
Seni ariyorum
Ellerim icimde bir kan golune batiyor
Bagiriyorum kimseler duymuyor sesimi
Dislerim hirsla dudaklarimi kanatiyor
Ve senden uzakta verirken son nefesimi
Seni ariyorum
Bu son aldanisim, son yikilisim olacak
Gelsen de bos artik gelmesen de, ben yogum
Yine de son bir umit kirintisiyla, bak
O herseyi yitirdigim anda buldugum
SENI ARIYORUM.
      UMIT YASAR
April 5th, 2007 | Posted in Eylül Günlüğü, Şiirler | 2 Comments
BİRGÜN ANLARSIN
Uykuların kaçar geceleri, bir türlü sabah olmayı bilmez.
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya,
Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
Ne çarşaf halden anlar ne yastık.
Girmez pencerelerden beklediğin o aydınlık.
Onun unutamadığın hayali,
Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine.
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.
Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu.
Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin.
Gün gelir de sesini bir kerecik duyabilmek için,
Vurursun başını soğuk taş duvarlara.
Büyür gitgide incinmişliğin kırılmışlığın.
Duyarsın,
Ta derinden acısını, çaresiz kalmışlığın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.
Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin.
Niçin yaratıldığını.
Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini.
Uzun uzun seyredersin aynalarda güzelliğini.
Boşuna geçip giden günlerine yanarsın.
Dolar gözlerin, için burkulur.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.
Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların.
Sevilen gözlerin erişilmezliğini.
O hiç beklenmeyen saat geldi mi?
Düşer saçların önüne, ama bembeyaz.
Uzanır, gökyüzüne ellerin.
Ama çaresiz,
Ama yorgun,
Ama bitkin.
Bir zaman geçmiş günlerin hayaline dalarsın.
Sonra dizilir birbiri ardına gerçekler, acı.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.
Bir gün anlarsın hayal kurmayı;
Beklemeyi, ümit etmeyi.
Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi.
Lanet edersin yaşadığına…
Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın.
O zaman bir çiçek büyür kabrimde, kendiliğinden.
Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın.
 ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN
April 2nd, 2007 | Posted in Eylül Günlüğü | No Comments
BİRGÜN ANLARSIN
Uykuların kaçar geceleri, bir türlü sabah olmayı bilmez.
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya,
Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
Ne çarşaf halden anlar ne yastık.
Girmez pencerelerden beklediğin o aydınlık.
Onun unutamadığın hayali,
Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine.
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.
Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu.
Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin.
Gün gelir de sesini bir kerecik duyabilmek için,
Vurursun başını soğuk taş duvarlara.
Büyür gitgide incinmişliğin kırılmışlığın.
Duyarsın,
Ta derinden acısını, çaresiz kalmışlığın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.
Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin.
Niçin yaratıldığını.
Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini.
Uzun uzun seyredersin aynalarda güzelliğini.
Boşuna geçip giden günlerine yanarsın.
Dolar gözlerin, için burkulur.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.
Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların.
Sevilen gözlerin erişilmezliğini.
O hiç beklenmeyen saat geldi mi?
Düşer saçların önüne, ama bembeyaz.
Uzanır, gökyüzüne ellerin.
Ama çaresiz,
Ama yorgun,
Ama bitkin.
Bir zaman geçmiş günlerin hayaline dalarsın.
Sonra dizilir birbiri ardına gerçekler, acı.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.
Bir gün anlarsın hayal kurmayı;
Beklemeyi, ümit etmeyi.
Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi.
Lanet edersin yaşadığına…
Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın.
O zaman bir çiçek büyür kabrimde, kendiliğinden.
Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın.
 ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN
April 2nd, 2007 | Posted in Eylül Günlüğü | No Comments
BİRGÜN ANLARSIN
Uykuların kaçar geceleri, bir türlü sabah olmayı bilmez.
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya,
Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
Ne çarşaf halden anlar ne yastık.
Girmez pencerelerden beklediğin o aydınlık.
Onun unutamadığın hayali,
Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine.
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.
Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu.
Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin.
Gün gelir de sesini bir kerecik duyabilmek için,
Vurursun başını soğuk taş duvarlara.
Büyür gitgide incinmişliğin kırılmışlığın.
Duyarsın,
Ta derinden acısını, çaresiz kalmışlığın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.
Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin.
Niçin yaratıldığını.
Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini.
Uzun uzun seyredersin aynalarda güzelliğini.
Boşuna geçip giden günlerine yanarsın.
Dolar gözlerin, için burkulur.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.
Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların.
Sevilen gözlerin erişilmezliğini.
O hiç beklenmeyen saat geldi mi?
Düşer saçların önüne, ama bembeyaz.
Uzanır, gökyüzüne ellerin.
Ama çaresiz,
Ama yorgun,
Ama bitkin.
Bir zaman geçmiş günlerin hayaline dalarsın.
Sonra dizilir birbiri ardına gerçekler, acı.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.
Bir gün anlarsın hayal kurmayı;
Beklemeyi, ümit etmeyi.
Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi.
Lanet edersin yaşadığına…
Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın.
O zaman bir çiçek büyür kabrimde, kendiliğinden.
Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın.
 ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN
April 2nd, 2007 | Posted in Eylül Günlüğü | No Comments