İntizar-Sensiz Olamam
intizar - Sensiz olamam
Her aşk kendi masalını yarattı
seni perilere beni kaf dağının ardına attı
üç gündür evden çıkmadım
telefonlarını açmadım
seni üzeyim derken
gitgide sana bağlandım
yani kendi kalbime bir çelme taktım
sensiz olamam yaşayamamki
bir gece dargın kalsak uyuyamamki
bakma kızınca sana gurur yaptığıma
aşk dolanır seni görünce ayaklarıma
Sustum yüzüm benzim soldu
herkes beni senden sordu
üç beş saat derken
bak yine akşam oldu
Yani olan yine aşka oldu
sensiz olamam yaşayamamki
bir gece dargın kalsak uyuyamamki
bakma kızınca sana gurur yaptığıma
aşk dolanır seni görünce ayaklarıma
Hayatının Sınavı
İnsanlar hayatları boyunca sınavlardan geçerler. Sınava girenlerin en büyük yardımcısı “kalp sesi†olur.
Çünkü insanlar sadece “akıllarına†güvenerek karar verirlerse, “şeytana uyupâ€, dış görünüşlere bakarak karar verebilirler ve bu karar genellikle “yanlışâ€ olur. Oysa “kalbin sesi†her zaman doğru olanı gösterir.
Ewan, 22 yaşına o sene basmıştı, kendinden emin, çok zeki ve çok çekici bir genç adamdı. 10 gün sonra uzaklardaki bir savaşa katılmak üzere İngiltere’den ayrılacaktı. Korkmuyordu ama duygusallığı nedeniyle, ülkesinden ayrılma fikri ona zor geliyordu.
Ağır adımlarla büyük kütüphaneden içeriye girdi, bir kitap alıp okumaya koyuldu. Gerçekten de çok güzel temalara değinmiş, etkileyici bir kitaptı elindeki. Ama, daha da güzel olanı, kitabı daha önce başkası da okumuş ve bazı yerlere notlar almıştı. Okuyanın notlar aldığı bölümler Ewan’ı da derinden etkiliyordu. Kim olabilirdi bu?
Hemen kütüphane memuresine gitti ve daha önce kitabı okuyan kişinin kim olduğunu öğrendi. Holly adında bir kadındı, adresini aldı ve eve varır varmaz bir mektup yazdı: “Büyük Kütüphane’de bir kitap okudum. Eklediğiniz notlar karşısında hayranlık duyduğumu belirtmeliyim. 10 gün sonra uzaklara gidiyorum, sizi tanımak, sizinle mektuplaşmak istiyorum. Cevabınızı sabırsızlıkla bekliyorum.†Holly’ den olumlu cevap geldi ve mektuplar ardı arkasına yazılmaya başlandı.
Her yeni mektupta, birbirlerinden biraz daha etkileniyor, yüreklerini birbirlerine biraz daha açıyorlardı. 2 sene bu şekilde geçip gitti. Ewan ve Holly birbirlerine belki binlerce mektup yazmış, her mektuptan ayrı tatlar almışlardı.
Ewan’ın ülkeye geri dönme zamanı gelmişti, son mektubunda, Holly’i görmek istediğini yazdı. “Ancak seni tanıyabilmem için bana bir resmini gönder lütfen†diye ekledi. Holly buluşmayı kabul etti, fakat resmi göndermedi. “Resmin ne önemi var ki? Bizi ilgilendiren kalplerimiz değil mi? Yakama kırmızı bir çiçek takacağım.†dedi.
Günler birbirini kovaladı ve Ewan ülkeye döndü. Trenden indiği ilk anda gözleri Holly’ i aradı. Bir müddet bakındı, sonra kalabalığın arasından kendisine doğru ilerleyen, şimdiye dek gördüğü en güzel kadın belirdi. Uzun boylu, çok güzel vücutlu, uzun sarı saçlı, masmavi iri gözleri ve mavi elbisesiyle muhteşem bir kadındı. O da kadına doğru ilerleyip, birkaç adım attı ama kadının yakasında hiçbir şey yoktu.
Kadın Ewan’ın gözlerine baktı ve “Merhaba denizci, benimle gelmek ister misin?†diye sordu. Tam o sırada güzel kadının omzunun üzerinden, yakasında kırmızı çiçek olan bir kadını göründü. Kısa boylu, şişman sayılacak kiloda, gri kısa saçlı, tozlu uzun pardösesi ve kalın bilekleriyle öylece duruyordu. Ewan şaşkındı, az önce hayatında gördüğü en güzel kadından bir teklif almıştı, ancak, karşısında da yüreğine âşık olduğu kadın duruyordu.
Kendini toparladı ve yanından geçen dünyalar güzeli kadına aldırmadan ilerledi. Elinde Holly ile birbirlerini tanımalarını sağlayan kitap vardı. Elini uzattı, “Merhaba Holly†dedi gözlerinin içi gülerek. “Pardon†dedi yakasında kırmızı çiçek olan kadın, “Ben Holly değilim. Az önce buradan geçen, sarı saçlı mavi elbiseli bayan, yakama bu çiçeği taktı ve bunun hayatının sınavı olduğunu söyledi. Sizi garın çıkışındaki cafede bekliyormuş…â€
Â
Â
Â
Dünya Fani İmiş!
Vakti zamanında, yoldan geçen birisi, bahçesinde acâyip hareketler yapan bir adama rastlar ve
sorar:
- Niye öyle tepinip duruyorsun?
- Keçe tepiyorum. Sıkıştırıp pazarda satacağım. Ne yapalım, fâni dünya işte;
üç-beş kuruş kazanıyoruz!..
- Başındaki çıngırak ne?
- Çevredeki bahçelerin ekin ve meyvelerine kuşların gelmemesi için, çıngırakla
ses çıkarıyorum. Sâhipleri de bana bunun için biraz ücret ödüyor. Ne yapalım,
fâni dünya işte; üç-beş kuruş kazanıyoruz!..
- Peki, sırtındaki yük nedir?
- Bu yayıktır. Yoğurttan yağ çıkarıyorum. Sonra da götürüp pazarda satacağım. Ne
yapalım, fâni dünya işte; üç-beş kuruş kazanıyoruz!..
- O elinde döndürdüğün nedir?
- Elimdeki kirmen. Komşuların yünlerini eğiriyorum. Onlar da ücretini ödüyor. Ne
yapalım, fâni dünya işte; üç-beş kuruş kazanıyoruz!..
- Ağzınla ne mırıldanıyorsun?
- Hatmi tehlil okuyorum. isteyenlere hediye ediyorum. Onlar da bana çeşitli
hediyeler veriyorlar. Ne yapalım, fâni dünya işte; üç-beş kuruş kazanıyoruz!..
- Gözlerini niye öyle çevirip duruyorsun?
- Komşu çocuklarını tâkip ediyorum. Onları tehlikelerden korumak için bakıcılık
yapıyorum. Komşular da bana ufak-tefek biraz hediye veriyorlar. Ne yapalım, fâni
dünya işte; üç-beş kuruş kazanıyoruz!..
- Peki, dünya fâni olmasaydı daha neler yapardın?
- Fani olmasaydı ona göre tedbir alırdım.
Â
Â
Â
Birlikte çalıştıklarınızı eğitmesseniz…???
Cem BOYNER aşağıdaki fıkrayı tüm çalışanlarına göndermiş.
Doğu illerindeki bir ağanın en büyük zevki, kar üzerine çişiyle imzasını
atmakmış.
Bu nedenle kar yağmaya başladığı andan itibaren köyde hayvanlar dahil hiç
kimse sokağa çıkamazmış.
Kar biraz kalınlaşınca, ağa sırtına kürkünü giyer ve köy meydanına gelirmiş.
Yanında da en yakın yardımcısı Haso.
Ağa sırtını köye doğru döner sonra sorarmış:
-”Ula Hasso, ahali bakiy mi?”
Hasso cevap verirmiş:
-”Evet ağam, hepisi de bir olmuş, pencerelerden bakir.”
Ağa çisiyle karın üzerine imzasını atarmış “Abdullah Cizrelioglu”. Sonrada
bir nokta koyarmış ve sorarmış:
-”Hala bakirler mi?”
-”He ağam, hem bakirler hem de çılgın gibim alkıslirler.”
Her sene ayni tören sürermiş.
Aradan 7 yıl geçmiş.
Ağa yine, kar tuttuktan sonra, çıkmış köy meydanına.
Sormuş Hasso’ya:
-”Ahali bakir mi?”
-”He ağam, bakirler, köpekler, kediler bile camdadır.”
Ağa “Abdullah” diye adini, arkasından “Cizrelioglu”
diye soyadını yazmaya başlamış ki;
kalakalmış, çünkü yaş gereği prostat.
Halka rezil olmak var. Alçak sesle Hasso’ya sormuş:
-”Bakirler mi?”
-”He ağam, bakirler de, sen ne diye durdin öyle?”
Ağa çaresiz:
-”Ula gel yanıma, arkanı dön ahaliye, tamamla şunu.”
diye emretmis.
Hasso bir an durmuş, sonra çişini yapmaya hazırlanmış ve ağanın kulağına
eğilip :
-”Ağam” demiş, “Kırk yıldır kafama vurdin, salak dedin, sırtıma vurdin aptal
dedin.
Ha bu kulun okumayi yazmayi sökemedi ki, ucuni tut da yazının devamını sen
yaz.”
BIRLIKTE ÇALIŞTIKLARINIZI EĞITMEZSENIZ …….
TUTACAĞINIZ GÜN YAKINDIR.)
Â
Â
Â