Babasızlık öyküsü…/melahat

Hayatta olup, yanında olmayan bir baba.Aynı evdesiniz ama varlığınız umrunda değil.Yaş 7 ilkokul sıraları.Herkesin anne ve babası okulun ilk günü yanında.Benim annem çalışıyor,babam ise yok.İşi var mıydı bilemiyorum.Komşuya emanet edilmiş bir çocuk. Komşumuz tuttu elimden,okul yolundayız.Yolda babamla karşılaştık.Yanında bir arkadaşı vardı.Beni gördüğü halde iki yabancı gibi yanyana geçiştik.Üzülme dedi komşumuz,cahil adam.O öyle yetişmiş dedi , bana teselli olsun diye.Kızım deyip sarılsaydı bana,dünyaları verseler değişmezdim.Kırık bir kalple başladım okulun ilk gününe.Okul bahçesindeyiz herkesin babası ve annesi yanında, imrenerek bakıyorum onlara.Okul zili çalıyor, içeriye giriyoruz, el sallıyor herkes anne ve babasına.Bazılarının ağlama gibi bir lüksü de var, ayrılmıyor anne ve babasından.Ben ise hayali bir baba yaptım kendime, en uzun boylu amcaya el salladım kendimi mutlu etmek için.İyi ki hayal edebiliyordum çünkü beni mutlu ediyordu o anlık hayallerim.Yıllarca böyle oldu.İyi ki annem vardı yanımda.Onun sevgisini hep hissettim.Uzun yıllar çalıştı beni okutmak için.Bir kızın okula gitmesi gereksizdi babam için.Tek suçum kız çocuğu olmaktı,cahiliye devri gibi.Attı beni kendi eliyle kazdığı babasızlık mezarına.Hiç sarılmadı bana,duyamadım baba kokusunu.Yaş 19.Gizli gizli okumalar bitti ve ben evleniyorum.Düğün günüm,artık evden çıkıyorum.Evdeki herkese sarılıp vedalaştım.Gözlerim babamı arıyordu ama babam evde yoktu.Ah baba dedim,bugün de mi?Sarılmak istediğim,sana ihtiyacım olan en önemli an.19 yılı telafi edebilirdik bugün.Sen farkında olmasan da, ne kadar ihtiyacım var sana yeni bir hayata adım atarken.Ve düğün salonunun kapısındayız. Babam orada gelen misafirlerle ilgileniyor.Başkalarıyla ilgileniyorsun baba.Benimse sana ne kadar ihtiyacım var baba…30 yaşında bir anneyim artık ve 2 oğlum var.3 yıl önce hastalandı babam.Onun tek önemsediği erkek evladı yok yanında.Hastanede ben varım yanında.Hastalığı atlattı ve ben evime dönüyorum.Elini öptüm babamın.Tuttu kollarımdan kendine çekti beni, sarıldı.Yıllardır hasretini çektiğim,hayalini kurduğum sahne.Onun gözünden dökülen yaşlar omuzumu ıslatmıştı.Allah’ım nasıl da hasret kalmışım baba kokusuna.Ne güzel bir kokuymuş bu,saatlerce öyle kalabilirdim.Beni sevdiğini söylemese de, gözyaşları herşeyi anlatmıştı .Geç de olsa sarılmıştı babam bana…İçimdeki 7 yaşındaki kız çocuğu,başını kaldırmıştı yerden.Artık umutsuz değildi,hayalleri gerçekleşmişti.Hala hayal kuruyorum ve hayalleri gerçekleştiren Rabbime şükrediyorum.Ne olur sarılın kızlarınıza…Onların ihtiyacı var baba kokusuna…

Senai Demirci’nin sitesinden alıntıdır.

Senai Demirci- Namaz Kimseye Söyleyemem

Uğur IŞILAK - Bezmişim

Sevgi-aşkın böylesi

Dilek Önder-Manasız Geyikler

“Geyiğin manalısı mı olur?” diyeceksiniz… Yani ben olsam derdim… Olur tabii… Niye olmasın?

Vardır da… Onun sonu kötüdür.

Yani geyiğin konusu manalıysa…

Daha açık konuşayım; sevgilinizle manalı konuşmaya başladıysanız yolun sonu gözüktü demektir.

Artık saçmalamıyorsanız, olmayacak şeylere de artık alınganlık yapmıyorsunuz demektir.

Zira alınganlıkla, saçmalamak aynı zamana denk gelir.

Biraz daha ileri gideyim; hatta aynı anlama bile gelir.

Geyiğin konusu önemlidir.

Konu siyasete, ekonomiye falan geldiyse eli kulağında, ha ayrıldınız ha ayrılacaksınız demektir… Zira ikinizden biri, başkasıyla manasız geyiklere çoktan başlamıştır bile…

Ama ben bugün sevgili geyiklerinden bahsetmeyeceğim. Günlük hayatta herkesin aynı olayda, aynı anda yaptığı geyiklerden söz edeceğim… Hani şey gibi; televizyonda biri sigara yakınca onu seyreden bilmem kaç kişi de aynı anda sigara yakarmış ya, onun gibi…

Mesela: Haberleri seyrederken “İsviçre’de 3 saniye içinde olay yerine gelen ambulans”la başlayan cümleden sonra…

Hadi bakalım…

Aranızdan bu haberi seyreden kaç kişi bunu söylemez?

“Bizde olsa adam çoktan ölürdü.”

Arkasından da geyiği başlar:

“Ambulans da kaza yapardı…”

“Ambulans gelse ne olacak? Hastane adamı almazdı…”

falan filan…

Bu arada aynı İsviçre’de dakikada bilmem kaç kişi niye intihar ediyor sorusu kimsenin aklına gelmez ama…

Pekiii…

Elektrikler kesilmiş. Kesildiği an kaç evden aynı nida yükselir?

“Haydaaa…”

Bitmedi…

Mumları yaktınız, beklediniz beklediniz, gelmiyor. Tam o sırada iki saniyeliğine ışıklar yanıp söner…

“Hııı… Uğraşıyorlar.”

Anladı zeki insan!

Elektrik İdaresi de bunu bilir mi ne? Hep böyle yapar. “Kızmayın, arayıp durmayın da, uğraşıyoz işte!” demek isterler. Hâlâ elektrik idaresini arayan var mı acaba?

Umarım vardır.

Ya da…

Yanınızdaki biri ayağını, kolunu işte bir yerini çaptı. Çok acıyor.

Geçmiyor acısı…

Bir süre sonra dönüp size diyor ki:

“Kırıldı mı acaba?”

Kaçınız aynı cevabı veriyor?

“Kırılsa yerinde duramazsın!”

Yahu nereden biliyorsun onun canının ne kadar acıdığını da bu lafı ediyorsun. Belki ağrı eşiği yüksek.

Belki… Ne bileyim bir sürü “belki” var işin içinde.

Sana ne? Niye aşağılıyorsun?

Hadi onu da geçtim; bir yeri telefonla arıyorsun. Niye yanındakine bakıp, “Çalıyor” diyorsun?

Eline ne geçiyor?

Lafa bak; “Çalıyor…”

Bir tane daha yazayım mı?

Hani temmuz ya da ağustos ayında güneyde bir yere tatile gidersin. (Bunu da hiç anlamış değilim ya…)

Ve orada şu dersin:

“Aslında buraya eylülde geleceksin”

E, eylülde gel o zaman…
Vatan gazetesinden alıntıdır.

Funda Arar - Camdan Kalp

İCLAL AYDIN-Yastığa Bırakılmış Başak

Üniversiteye giden kızınız bir gün “Baba ben yürürken aksıyorum” derse ne düşünürsünüz?

Önce çok kötü şeyler gelmez aklınıza. Ortopedik bir sorundur veya kas ağrısıdır dersiniz. Sonra o aksama yürümeye engel olmaya başlarsa ama?

Finallerini verip ikinci sınıfa geçtiği yaz kapıyı açtığınızda o kapıdan bir daha yürüyerek çıkamayacağını bilseniz ne yaparsınız?

Belki de elinden tutup çocuğunuzun kilometrelerce koşarsınız…

Tekerlekli sandalyede yaşamaya başladığında kapının önüne koydurduğunuz rampayı da bir ay bile kullanamayacağını hisseden kızınız size “Anne inşallah ellerime ulaşmaz bu hastalık. Resim yaparım yattığım yerde” dediğinde peki?..

Ve bir sabah ellerinin de devre dışı kaldığını gördüğünüzde?..

Teslim olur musunuz yenilgiye?

Bütün vücudunu saran o hastalık yüzünden artık konuşamadığında, nefes alması ve beslenmesi için vücuduna açılan deliklerle makinelerle bağlı yaşamaya başladığında ve gözlerinizin içine bakarak ağladığında ne yaparsınız?

Tanrı’nın bu büyük sınavına isyan mı edersiniz yoksa daha da mı dövülür tavındaki yüreğiniz?

***

Perşembe akşamı Deşifre haber programı ekibinin benimle görüşmek için sete geldiğini söylediler. Programda Futbolcu Sedat’ın hastalığı olarak bilinen ALS ile ilgili bir haber hazırlanırken 21 yaşında Başak isimli bir başka hastanın hikâyesinin işlendiğini ve Başak’ın artık sadece gözleriyle harfleri işaret ederek iletişim kurabildiğini anlattılar. Bir isteği olup olmadığını sormuş, aldıkları yanıt üzerine sete gelmişler. Eğer vaktim varsa ona bir sürpriz yapıp dileğini yerine getirmeyi yani beni Başak’la buluşturmak istediklerini söylediler…

Yatağının başucuna gittiğimde gözlerimin ta içine bakan ve usul usul ağlayan bir güzel genç kızla karşılaştım.

O ağladı, ben ağladım…

Ben ağladım, o ağladı…

Ellerini öptüm, gözyaşlarını sildim ama nafile….

İçindeki o müthiş kasırgayı görüp de darmadağın olmamak mümkün değildi…

Her şeyi anlamak, delice konuşmak istemek ve bunu başaramamak…

Nedeni ve çaresi bilinmeyen bir hastalığın üç kişilik cehenneminde diri kalmaya çalışan bir melek tanıdım o gece.

***

ALS’nin bir hastalık mı, yoksa birkaç hastalığın toplamı mı olduğu hâlâ tartışılıyor muş. Belirtiler kişiden kişiye değişiyor. Kimi hastalarda çok hafif ataklarla seyrederken, Başak gibi, futbolcu Sedat Balkan, Suna Kıraç gibi hastalarda yürüyememe, konuşamama, hareket edememeye, görme kaybı ile felce yol açabiliyor. Öldürücü veya bulaşıcı değil. Dünyada yaklaşık 100 binden fazla ALS’li hasta yaşıyor. En ünlüleri, büyük bilim adamı Stephen Hawking. Neredeyse tam hareketsiz ve konuşma yeteneğini tümü ile yitirmiş olan bu dâhi, özel bilgisayarı aracılığı ile bilim üretmeyi ve yayınlamayı sürdürüyor. Hawking 40 yıldır bu hastalıkla yaşıyor ve tıp bunu gerçek bir mucize sayıyor. Suna Kıraç da geçen yıl çıkan ve çok satan “Ömrümden Uzun İdeallerim Var” isimli kitabını sadece gözleriyle harfleri seçerek yazmıştı…

***

Başak, annesi ve babası ile iyileşeceği günü bekliyor. Babası bir süre önce bu sütunda yayınlanan “Tanrı Mucizeyi Kulla Gönderiyor Dünyaya” başlıklı yazıyı kesip başuçlarına koymuş. Annesi kızının her gün bir parçası daha kaybolduğunda yaşadıkları büyük üzüntüyü anlatırken “en azından yüzündeki mimiklerden takip ediyordum, iki ay öncesine kadar bir küçük ses çıkarabiliyordu, artık hepsi bitti” diyor. Uykusuz üç yılın ardından “ya bize bir şey olursa” diye ağlıyor korkuyla. “Kötü şeyler düşünmeyin”den başka söyleyecek şey bulamıyorum. Başak’a da “Sen bir meleksin” diyorum. “Bak şimdi herkese anlatacağım. Herkes bedeninin ve sıradan bir günün güzelliğini düşünsün diyeceğim.”

Çıkmak üzereyken bir şey söylemek istediğini anlıyoruz Başak’ın. Oldukça uzun ve yorucu harf okuma çabalarımızın tam ortasında fark ediyorum ki Başak bana bir hediye vermek istiyor. Gözleriyle seçtiği harflerle “Parola: Her şeye rağmen hayat güzeldir” demeye çalışıyor…

Odadaki herkes ağlıyor…

Başak gözlerimin içine bakıyor…