DURSUN ALİ ERZİNCANLI-Ben Böyle Olmamalıydım

Ben, böyle olmamalıydım
İsmini duyunca, boynum düşmeliydi omzuma.
İçime bir ateş düşmeliydi
Ayaklarımın feri kesilmeliydi.
Kendimden geçmeliydim sonra…
Adını sayıklamalıydım, adımı unuttuğumda
Ama bunu kimse duymamalıydı,
Seni, mahşere kadar saklamalıydım.
Ben böyle olmamalıydım
Nisan akşamlarını ıslatırken yağmur
Bahar, şarkılarını söylerken karanlığa
Çalan her kapıya `sensin` diye koşmalıydım.
Ayak sesleri gelmeliydi uzaktan
Ben hep sana yormalıydım.
Gece yıldızlarını serpince göre
Seni görmek için uyumalıydım.
Şarkılar kime söylenirse söylensin
Sana diye dinlemeliydim.
Türküler dolmalıydı odama,
Ben bir selvi boylu yârdan ayrıldım deyince bir ses
Selvi boylu yâr sen olmalıydın
Kömür gözlüm ateşine düşeli
Senin için söylenmiş söz olmalıydı.
Bir mey yokluğuna ağlamalıydı delice
Bir keman, incecik çığlık olmalıydı
Ama bunu kimse bilmemeliydi,
Seni mahşere kadar saklamalıydım.
Böyle olmamalıydım,
Kelimeler Taif’i taşıyınca kulaklarıma
Daha yüzüme çarpmadan Taif rüzgarı,
Taşların izi çıkmalıydı yüzümde.
Uhud anılırken, dişlerine sızı düşmeliydi.
Haremde bir ikindi vakti
Kem gözler çevrilince sana
Ve vefasız eller uzanınca yakana
İçim daralmalı, nefesim kesilmeliydi.
Sen ötelere hazırlanırken,
Öteler senin için süslenirken,
Son kez baktığın pencerede hayal edip seni,
Perdenin son kez kapanması gibi,
Kapanmalıydı gözlerim.
Sonra içime doğru gerilip,
Seni bize lutfedenin ismini haykırıp,
‘Allah(C.C.) ‘ deyip,
Düşmeliydim yere.
Ama bunu kimse bilmemeliydi.
Seni mahşere kadar saklamıydım.
Ve mahşer günü…
Uzaktan seni seyretsem.
Sana yakın olmak için can atsam.
Beni engelleseler,
‘Sen kim yakınlık kim? ‘ deseler.
Ben ağlamaktan konuşamasam.
Gözlerini çevirsen bana.
‘Benim cennetim bana bakan gözlerindir.’
Ve tebessüm etsen.
Ama bunu kimse görmese,
Seni ebede kadar saklasam.

Dursun Ali Erzincanlı

Dursun Ali Erzincanli - Gelseydin

DURSUN ALİ ERZİNCANLI-SEN YOKTUN

YETİM KIZIN DUASI

İCLAL AYDIN-Hatıra

Hatıra

Hayatın kendisini can sıkıcı bir benzerlikle tekrar edip durmasına şaştım kaldım geçen akşam…

Az sonra okuyacağınız yazının yazılış tarihi 2005 yılı içinde bir sonbahar gününe düşer…

“Geceleri acıyla daldığım uykudan uyanıyor ve onu düşünüyordum” cümlesi ile başlayan bölüm ise 1999 yılına ait bir yazımdan alıntıydı. 2005 sonbaharında eski yazılarımı karıştırırken rastlamıştım ve o paragraf bana tuhaf bir biçimde yeni bir yazı yazdırmıştı.

Yıl 2007 ve yine sonbahar.

Kendime hafızanın şahane unutkanlığından bir şal yaptırıyor ve “sildirip bütün zamanları, kendime yeni bir zaman aldırıyorum…”

İNSAN KALBİ BİR DAR ALAN

Unutulması en zor anılar hangileridir?

Annesinin dayak yediği bir gece vaktini mi unutamaz insan?

Yanıbaşında vurulan arkadaşının son bakışını mı?

Gece uyurken yakalandığı depremi ya da baskını mı?

Ellerine kelepçe geçirilen anı mı?

Boşanma kararını imzaladığı dakikayı mı?

Göğsüne yapışan bebeğin o ilk damak baskısını mı?

Sağ çıktığı bir trafik kazasından sonra ön koltuktan savrulan adamın ölümüne inat çalışmakta olan saatini mi?

Evlat acısının haberini aldığı anı mı?

Gidenin dönmeyeceğini öğrendiği akşamı mı?

Neyi hiç unutamaz bir insan?

***

“Geceleri acıyla daldığım uykudan acıyla uyanıyor ve onu düşünüyordum. Bitmeyeceğini sanıyordum bu kederin. Sabah olsun diye bekliyordum. Yastık bir dikenli toprak oluyordu. Dayanamam diyordum. Ben bu haksızlığa dayanamam. Aklımı yitiririm…

Sonra sabah oluyordu.

İnsanlar uyanıyor, sokaklarda yürüyor, caddelerden hayat akıyordu.

Yağmur yağıyor, yağmur duruyor, sucular evlere su taşıyor, balkonlardan örtüler çırpılıyordu.

Çocuklar okula gidiyor, okuldan dönüyor, oyun oynuyorlardı.

Akşam oluyordu yine.

Yine yanıyordu evlerin ışıkları.

Bana inat hayat devam ediyordu.

Beni hiç iplemeden, beni kenara iterek, beni öğüterek, un ufak ederek sürüyordu hayat.

Mutfaklarda yemekler pişiyor, televizyon başında diziler izleniyordu.

Birileriyle dalga geçiyordu radyoda bir DJ…

Bilmediği bir kederi biliyormuş gibi anlatıyordu bir başkası.

Geceleri acıyla uyanıyordum acıyla daldığım uykudan.

Bitmeyeceğini sanıyordum…

Bittiğinde belki de en çok ben şaşırdım…”

***

Hiç unutamam sanıyor insan…

Ve üstelik bin kez yaşasa da benzer karanlığı, bir daha olmaz sansa da oluyor işte.

Geçenlerde bir akşam, bir yemek masasında, yemeğin sonunda, kahveler içilirken artık “unutuyor insan” demek istedim…

Bir fark ettim ki unuttuğumu bile unutmuşum…

Nasıl bir silindir bu üzerimizden geçen?

Nasıl dar bir alandır insan kalbi, sadece en unutulmazı içine alan?

Neyi unutmak zor gelir bir insana?

Bir sevinci mi yoksa bir “zehri” mi? Çoğu gidiyor ama bunu biliyoruz en azından…
Vatan Gaztesinden Alıntıdır

CANDAN ERÇETİN-ELBETTE

CANDAN ERÇETİN-SENSİZLİK