Röportaj : Yüksek Sadakat

Röportaj : Yüksek Sadakat

Rock müzikseverlerin büyük beğenisini toplayan ilk albümlerinin ve uzun süren konser programlarının ardından kariyerlerinin ikinci ve bol sürprizli albümü “Katil & Maktül” ile müzik marketlerdeki yerini alan Yüksek Sadakat grubu Ahmet ERTEN’LE Hayat Müzik’in konuğu oldu…

Albüm şarkılarını dinlerken ve basın bültenini okurken prodüksiyona Zeynep Casalini’nde dahil olduğunu öğrenince önce kendisiyle konuştum.. O da grup için hissettiklerini Hayat Müzik aracılığıyla paylaştı. Yüksek Sadakat Röportajına Zeynep Casalini mesajıyla başlıyoruz..

“… Kenan Vural zaten en yakın arkadaşlarımdan biri ve aynı sahnede bir dolu konser yaptık. Yüksek Sadakat’se hem çok sevdiğim hem de elemanlarıyla ayrıca arkadaşlığım olan bir grup. Kenan arayıp düet yapıyoruz deyince acayip sevindim. Çok uyumlu olduğumuzun farkındaydık zaten hem müzikal hem sahne duruşu anlamında. Benim albümümde Kenan’ın 2 şarkısı var bu arada. Yani her şey pek nefis. Yüksek Sadakat’i seviyorum…!”

** Geniş kitleleri peşinden sürükleyen ilk albümün ve geniş yelpazeli konser programlarının ardından bol sürprizli ikinci albüm “Katil & Maktûl” ile dinleyiciyle buluştunuz. Kuşkusuz en büyük sürpriz, grubun yoluna yeni vokali Kenan Vural ile devam etme kararı almış olması. Bu değişiklikle ilgili gruba yeni dahil olan Kenan Vural’ın düşüncelerini, hissettiklerini merak ediyorum.

Kenan Vural: Benim adıma çok güzel bir atılım oldu. Yıllardır süren müzik serüvenimi böyle başarılı bir gurupla devam ettirmek çok güzel. Grup adına da bence hoş oldu. Albüm sonrası sitemize gelen yorumlar ve konserler sonrası izleyicilerimizle buluşmalarımızda bunu çok iyi anlıyoruz.

** Katil & Maktûl’un sürprizi vokal değişikliği ile bitmiyor. Albümde uzun süredir sesini özlediğimiz Sibel Gürsoy’un vokali ve farklı duruşu ile beğeni toplayan Zeynep Casalini’nin düeti yer alıyor. Bu iki vokalin albüme dahil oluş sürecinden bahseder misiniz?

Kenan Vural: Zeynep benim çok eski arkadaşım. Yıllar boyu birlikte çalıştık ve albümde bir düet fikri ortaya çıktığında ki bu da benim başımın altından çıktı, akla ilk gelen isim Zeynep oldu. Sibel’e gelince O benim eski solo çalışmamda da bir parçada eşlik etmişti. İstisnasız Türkiye’de en çok sevdiğim kadın vokal. Kutlu “Yavaş” isimli şarkısını çaldığında, bu şarkı ile ilgili duyduğum ilk ses Sibel’di.

** Albümde klip adayı olabilecek çok şarkı var. Yüksek Sadakat klip tercihini hani şarkıdan yana kullandı? Ve klip şarkısını seçerken belirleyeci olan neydi sizin için?

Kutlu Özmakinacı: Biz albümdeki şarkıların hepsine eşit mesafedeyiz. Bu yüzden klip tercihini bu işte bizden daha iyi karar vereceğine inandığımız şirketimize bıraktık. Onlar da “Ben Seni Arayamam” ile çıkmayı uygun gördüler.

** 90’lı yıllarda Özlem Tekin, Şebnem Ferah gibi isimler öncülüğünde alternatif ve rock müzik tınılarına alışmaya başlayan dinleyicinin bugün, rock müziğe ilgisi bir hayli yüksek. İnsanların kendini ifade etme şekli, dinlediği, kendini yakın hissettiği müzik tarzının artık daha alternatif veya rock tınılarında olmasını neye bağlıyorsunuz?

Kutlu Özmakinacı: Bir sebep, Türkiye’de rock yapan müzisyenlerin Türk dinleyicisinin ihtiyaçlarını doğru algılaması ve karşılaması olabilir. İkinci bir sebepte; popüler müziğin kedini tekrarlamaya başlayıp insanın kulaklarında bir yorgunluk yaratması ve dinleyicinin yeni tarz ve anlayışlara daha açık bir hale gelmesi.

Serkan Özgen: 1950’lerde rock’n’roll tüm dünyayı kasıp kavururken, 60 larda yerli birçok sanatçımızın bu akımdan etkilendiğini görüyoruz. Barış Manço, Moğollar, Erkin Koray ve niceleri bu akımı kendi yorumlarıyla icra ederken, bir yandan çok büyük kabul gördüler ve Türk Rock’ına öncülük ettiler. Sonraları rock, birçok sanat dalında olduğu gibi düşüşe geçti ve underground olarak yoluna devam etti. 90 larda yeni bir uyanış oldu ve 80’ler kuşağının Türk Rock sahnesine büyük katkıları oldu. Gelişimin en büyük sebepleri, artık kendine güvenen, batıdan hiçbir eksiği olduğunu düşünmeyen, taklit etmeyen, kendi müziğini yapan, ve coğrafyasındaki çeşitliliği müziğine yansıtmaktan çekinmeyen grup ve sanatçıların ortaya çıkmasıdır. Bu gerçek samimiyet dinleyici tarafindan algılandığından rock dinleyicisi Türkiye’de ciddi bir oranda arttı.

** İnternet sayesinde çok kolay bir şekilde ve bir bedel ödemeden indirilen albümler nedeniyle satışlar çok düşük. Dinleyiciler albüm fiyatlarının yüksek olduğunu, sanatçılar ise insanların verdikleri emeğe saygı duymadıklarını söyleyip duruyor yıllardır. Bu konuda ciddi bir adım da atılmadı. Kısa vadede de bir gelişme gözükmüyor en azından. Böylesi bir ortamda albüm yapmak ciddi bir cesaret işi haline geldi. Yüksek Sadakat grubu olarak sizin bu konuya bakışınız, hatta önümüzdeki yıllar için olacaklarla ilgili öngörünüz var mı?

Kenan Vural: Benim öngörüm şu ki, albümler basılmaya devam edecek. Ancak dijital ortam gün geçtikçe daha da önem kazanacak. Satışlara negatif etkisi de müzisyenlerden çok yapım şirketlerini ilgilendiren bir konu.

Uğur Onatkut: Müzisyen ürettikçe eserlerini insanlarla paylaşacak bir platform bulacaktır. Buradaki sorun plak şirketleriyle alakalı. Buna bir çözüm, yeni yeni başlayan yasal download siteleri veya müzik marketlerden mp3 çalara küçük bir ücret karşılığı şarkı veya albümün yüklenmesi olabilir.

** Yüksek Sadakat’in dillere dolanan tüm şarkılarının söz yazarı ve bestecisi aynı zaman da da grubun kurucusu Kutlu Özmakinacı, grubun kurulduğu günden bugüne müzikal duruşunu ve değişimini nasıl görüyorsunuz?

Kutlu Özmakinacı: On yıl öncesinden bu güne kadar bu işin doğasında olan değişimlerin, başkalaşımların hepsini yaşadık. Bu zaten böyle bir süreç ve bittiğini de söyleyemeyiz. İleride daha da farklı bir Yüksek Sadakat mutlaka olacaktır. Benim açımdan en önemli değişim; en başta tek başıma, bir tür strateji belirleyen ve onu hayata geçiren insan olarak içinde bulunduğum Yüksek Sadakat’in artık 5 kişilik bir projeye dönüşmüş olması. Bu anlamda kendimi yola çıktığım günden çok daha rahat ve sorumsuz hissediyorum.

** 2. albümle beraber konserler, turneler, bar programları da akif şekilde devam edecektir elbette. Şimdiden belirlenmiş bir plan program var mı? Dinleyicilerinizle nerde ne zaman buluşacaksınız?

Kutlu Özmakinacı: Önümüzdeki hafta itibari ile konserlerimiz çok yoğun bir şekilde başlıyor. Tarih ve konser mekanları için en doğru bilgileri web sitemizden takip edebilirsiniz.

** Web sitenizle ( www.yukseksadakat.com)’de gerekli haber ve duyuları takipçilerinizle paylaşıyorsunuz. Peki helen mesajları mailleri tek tek cevaplayabiliyor musunuz?

Kutlu Özmakinacı: Evet hepimiz gelen mailleri kontrol ediyoruz. Ve bize özel yazılan maillere cevap vermeye çalışıyoruz. Ziyaretçi Defteri’ni hergün takip ediyoruz.

** Web sitenizden bahsetmişken bir de myspace mevzusu var. Bu müzik platformu aracılığıyla da müzisyenler, dinleyicileriyle şarkılarını buluşturuyor. Gerekli duyuruları iletiliyor. Grubunuzun official myspace sitesi var mı?

Kutlu Özmakinacı: Evet var. www.myspace.com/yukseksadakat. Burası da resmi web sitemiz gibi sürekli güncellenen bir site.

** Bu yıl Eurovision’a rock severlerin yakından tanıdıkları “Mor ve Ötesi – Deli” isimli şarkılarıyla katılıyor. Şarkıyı nasıl buldunuz? Nasıl bir derece bekliyorsunuz Mor ve Ötesi’nden?

Kutlu Özmakinacı: Şarkıyı iyi bulduk. Derece çok önemli değil. Çünkü aslında Eurovision çok önemli değil. Mor ve Ötesi, Türkiye’nin kendini temsil etme talebine olumlu yanıt vererek bizce son derece saygı değer bir iş yapıyor.

** Genelde bir müzik grubunun elamanlarının günlük hayatlarında da sürekli beraber oldukları, hatta beraber yaşadıkları düşünülür. Zaman zaman doğruluk payı da çıkar bu düşüncenin elbette. Bu durum Yüksek Sadakat grubu üyeleri için de böyle midir? Neler yapar, nelerden keyif alırsınız?

Kenan Vural: Müzikal anlamda o kadar çok birlikteyiz ki arta kalan zamanlarda ancak dinlenecek zaman bulabiliyoruz. Bu tabi son aylar için geçerli. Benim kişisel fikrim bir gurubu oluşturan insanların herşeyden önce iyi arkadaş olabilmeleridir ki Yükesek Sadakat için tartışmasız durum budur.

Röportaj: Ahmet Erten (Hayat Müzik)

Yüksek Sadakat

Yonca Lodi müzik piyasasını değerlendirdi…

Yonca Lodi müzik piyasasını değerlendirdi…

Yonca Lodi, beş yıldır uzak kaldığı müzik piyasasına üçüncü albümü “Yolumu Bulurum”la dönüş yaptı. Evinin kapılarını ilk kez açan Lodi, müzik piyasasını ve yeni nesil şarkıcıları da eleştirdi…

– Son günlerdeki elektronik müzik modasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Elektronik müziğin tabii ki yeri var. Ama ben müzik çalındığı ve söylendiği gibi insanların önüne gelsin isterim. Akustik müziğin tadı hiçbir şeyde yok. Elektronik olmasın demiyorum, ama dozunun bizde biraz kaçtığı düşüncesindeyim.

– Hande Yener ve Demet Akalın, o tür müzikle anılıyor… Hande’yi çok beğeniyorum, bence çok cesaretli bir karar verdi. İnsanlar küçümsemeye çalışsa da o kendi müziğini yaptı. Demet’e gelince… Demet de çalışıyor, uğraşıyor. Ama Demet kendine şu soruyu sormalı: “İnsanların 20 yıl sonra bile beni hatırlayacakları hangi şarkıyı yaptım?” Önemli olan bir işin uzun ömürlü olmasıdır.

– Peki siz 20 yıl sonra bu dönemden kimleri dinlersiniz? Mesela Kenan Doğulu’yu dinlerim. Müzikal kimliği olan herkesi dinlerim diye düşünüyorum. Kenan’ın müziğinde de elektronik var, arabesk var… Sonra Tarkan’ı dinlerim. Onun gerçek bir star olduğunu düşünüyorum. Muhteşem buluyorum sesini ve yorumunu. Ama onun da eski şarkılarının tadını özlüyorum. Hani herkes sanki bir trend yakalamak uğruna kendi özlüğünden ödün veriyor gibi geliyor bana. “Aman hareketli olsun, pop olsun, iki darbuka olsun, iki de elektronik” diyerek, asıl yaptıklarından vazgeçiyorlar. Bir şarkıda melodi insanın yüreğine hitap eder. Bir şarkıda sözler asıldır. Bu asılların dışına çıktığınız zaman, şarkı üretmek fabrikasyona dönüşür. Bu şarkılar mı geleceğe taşınacak? O halde niye hâlâ “Yalnızlık ömür boyu” diye şarkılar söylüyoruz? Ne dinleyeceğiz 20 yıl sonra? Yine Sezen ve Nilüfer dinleyeceğiz galiba.

– Sesi yeterli ya da güzel olmayan birinin elektronik müzik yapması daha mı uygun? Elektronik öğelerle desteklendiği zaman birtakım işler kolaylaşıyor tabii. Bilgisayarlar sayesinde ses kabul edilebilir hale geliyor. Ama bence bunu ne dinleyici yutuyor, ne de müzik camiasında kabul oluyor. Bu kişilerin müzikleri sadece kulüplerde çalıyor. Ömürsüz şarkılar da hiçbir amaca hizmet etmiyor.

– Sizin müzik çalışmalarınız nasıl gidiyor? İyi gidiyor. Yaptığım albümden çok memnunum. Ben beş yıl ara vermek zorunda kaldım, çünkü şirket bulamadım. Sahneye hiç ara vermedim ama albüm yapamadım. TMC ile buluşana kadar oldukça uzun zaman geçti.

– Peki umudunuzu yitirip, müziği bırakmak istediniz mi hiç? Hiç istemedim. Çünkü ben şarkı söylemeyi hiç bırakmadım. Müzik benim can damarımdır. O yüzden müziği bırakmam söz konusu olamaz. Ama albüm anlamında dönerken endişelendim “Acaba unuttular mı” diye. Fakat çok net şekilde gördüm o özlemi, sevgiyi… Benim bu saatten sonra “İyi bir yorumcuyum” demeye ihtiyacım kalmadığını bana hissettirdiler.

– Şirket bulamadığınız o beş yıl boyunca piyasada neler değişti? Türkçe sözlü rock müzik çok ciddi zirve yapmış durumda. Gençler pop müziği eskisi kadar sahiplenmiyorlar. Hani “Ölümsüz şarkılar” diyoruz ya, rock müzikte bu tür şarkılar daha çok çıkıyor. Trend olmak değil onların derdi. “20 yıl sonra Kenan’ı dinlerim” dedim ya; bir de Şebnem Ferah’ı dinlerim mesela. Ölümsüz müzikler yapmak adına rock müzik biraz daha çalışkan. Biz pop müzik severler, artık bir parça kendimize dönüp, daha iyi şarkılar yapmalıyız. Pop müzikte üretim çok düştü çünkü. Ama bunun yolu elektronik müzikten geçmiyor. Rock müziğin yolundan, yani doğallıktan geçiyor. Bir de “Ne kadar skandalın varsa o kadar adamsın” muamelesi bizim gibiler üzerinde etkili değil. Ben bu piyasanın var olan bütün kurallarını reddettim. “Sadece kendi bildiğim yoldan, kendi istediğim şekilde gideceğim” dedim. Evet yol biraz uzuyor belki ama huzurlu oluyorsun.

– Müzik dışında başka projeleriniz var mı? Güzel şeyler olacak, inanıyorum. Yıllardır kendi televizyon programım üzerinde çalışıyorum. Bir müzik programı olacak ama çok detay vermeyeyim. Ekranda çok rahatım, olduğum gibiyim. Müzik konuşmaktan zevk alıyorum. Tamamen kendi penceremden gördüğüm müziği yansıtmak istiyorum. Sonbaharda gerçekleşecek bu program. Kanalı henüz belli değil.

– “Bu beş yıllık ara olmasaydı, mesleğimde daha farklı bir noktada olurdum” dediğiniz oluyor mu? Benim çıkışım hakikaten ses getiren bir çıkıştı. Kolay kolay herkese daha ilk albümünde “İyi bir yorumcu” denilmez. Onun da ekmeğini yiyorum. Sonuçta her şey olması gerektiği gibi oluyor. Öyle gerekliydi, öyle oldu. Beş yıl nedir ki insan hayatında! Her şeyin bir sebebinin olduğunu düşünüyorum. Annem der ki, hep kötü kötü gitmez, hep iyi iyi gitmez. Nasıl ki kalp ritminin zikzakları vardır, tek çizgi olduğunda ölürsün ya, öyle bir şey… Ben o zikzaklardan çok memnunum.

– Bunu anlamanıza ne sebep oldu? Çok acı bir tecrübe yaşadım ve o zaman oturup, ah vah ederken bir anda olayların dışına çıktım. “Bunun böyle olması gerekiyordu” diyerek her şeyin analizini yaptım. Şimdi “Bunları iyi ki yaşamışım” diyorum.

– Bu beş yıllık ayrılık sırasında bir de çocuk sahibi oldunuz… Egehan 4 yaşında. “Çocuğun oldu, o yüzden ara verdin” diyorlar. Alakası yok. Çünkü oğlum bana hiç engel olmadı. Bir de çok kolay bir çocuktur. Ben işe giderken el sallar, “Güle güle” der. Hayatımda hep varmış gibi geliyor bana. Ben var olduğumdan beri eteğimi çekiştiren biri varmış gibi… Çok olgun, akıllı ve son derece sosyal bir çocuk. Hep hayalini kurduğum bir çocuk karakteri vardı: Beni sevsin, bana bağlı olsun ama kendi dünyası da olsun. Çünkü hayatta en önemli şey kendine güvenli bir erkek çocuk yetiştirmek. Kendine güvensiz erkeklerden Allah herkesi korusun! İleride hayatına girecek kadınlar bana ah etmesinler diye kendine güvenli bir çocuk yetiştiriyorum!

Röportaj: Pınar YILMAZERLER

Yonca Lodi

Türkçe R&B’yi Doa’yla seveceğiz…

Ceza’yla yaptığı düetle adını duyuran genç şarkıcı Doa, R&B’ye küçük yaşlardan beri tutkun. Yetenekli şarkıcı, şimdi bu müziği, kendine has yorumuyla Türkiye’de de sevdirmek istiyor.. İlk başlarda özellikle ismiyle dikkatleri çeken genç şarkıcı Doa, şu sıralar şarkılarıyla da adından başarıyla söz ettiriyor. 23 yaşında, İzmirli bir Türk kızı olan Doğa Üstündağ, alternatif bir müzik tarzıyla hayatımıza girmek istediği için ismini de Doa olarak farklılaştırmaya karar vermiş.

Kendini bildiğinden beri R&B ve Soul tarzı müzikler dinleyen Doa’nın bir defter dolusu bestesi ve şarkı sözü bulunuyor. Küçüklüğünden itibaren dinlediği müzikleri kendisine ait bir albümle piyasaya sunmayı hayal eden ve bunu başaran genç şarkıcı Cosmopolitan’a konuştu:

* İlkokul yıllarından beri şarkıcı olduğumu hayal edip heyecanlanırdım. Bir keresinde ailemle Antalya’ya gidiyorduk. Gökyüzündeki yıldızlara bakarak dedim ki; ‘Allah’ım ileride şarkıcı olmayı çok istiyorum. Eğer bu hayalim gerçekleşecekse lütfen bana bir işaret gönder’. Ve o anda bir yıldız kaydı.

* Küçüklüğümden beri bizim evde caz ve blues dinlenir. Zaten bu müziği dinlememin en büyük kaynağı onlardır. Eric Clapton, Jimi Hendrix, Pink Floyd, Louis Armstrong, Santana gibi…

* R&B konusunda kendime kesinlikle güveniyorum çünkü kendimi çok geliştirerek, çok çalışarak geldim bu noktaya.

* Albüm satmazsa bir tarza kaymayacağım. Bazı sanatçılar pop albümleri tutmadığında rap ya da arabeske kayabiliyorlar. Bu, tarzlarının oturmamış olmasından kaynaklanıyor. Benim tarzım ise oturmuş bir tarz.

* Bir gün Amerika’da Usher’ın elinden bir MTV Müzik Ödülü almayı hayal ediyorum.

* Jill Scott, Amy Winehouse, Calvin Richardson, Anthony Hamilton, Earth Wind and Fire, Erykah Badu ve Stevie Wonder gibi isimleri dinliyorum. Hepsinden de etkileniyorum.

* Şarkı sözlerimi bir defterime yazıyorum. Oraya aklıma ne gelirse yazıyorum. Benim ya da arkadaşlarımın yaşadığı sorunlar, sinir olduğum durumlar, erkek arkadaşımla kavga ettikten sonra hissettiklerim… İçinde 50 civarında beste ve söz var. Hatta şimdiden ikinci albüme neler konabilir düşünüyorum.

* Topuklu ayakkabı giymeyi çok seviyorum. Eşofmanı bile topuklu ayakkabılarımla bir şekilde uydurabilirim. Kocaman küpeler takmaya bayılıyorum.

* Dans ediyorum ve aerobik yapıyorum. Aerobikten sonra mutlaka pilates yapıyorum.

(Cosmopolitan)

Doa

Badem: Aşk ve ölüm, S’onsuza dek

Badem: Aşk ve ölüm, S’onsuza dek

Çok sesli vokal yapan rock grubu Badem’in yeni albümü “S’onsuz” karamsarlıktan doğan ama hep iyiyi arzulayan bir çalışma. Çıkış şarkıları “Kalpsiz”de Özlem Tekin’le düet yapan grup, albümle ilgili “Yaşamadığımız ya da kendimizle örtüştüremediğimiz şeyleri kullanmıyoruz. Çünkü samimiyet ve o duyguları karşı tarafa birebir hissettirmek bizim için çok önemli.” diyor. Albümde gruba ayrıca, bir şarkıda İlhan Şeşen eşlik ediyor.

Röportaj: ÖMER ACAR

(Billboard Türkiye- Şubat 2008)

Bu sefer nasıl bir fark yarattınız?

Mustafa: Son iki buçuk sene kayıplarla geçti. Kimimiz akrabalarımızı kaybettik, aramızda sevgililerinden ayrılanlar oldu. Bu da karamsar bir dönem anlamına geliyor. S’onsuz’da tamamen bu ruh halini yansıttık. Sert ve rock figürleri daha yoğun bir iş çıktı ortaya.

Emre: Kullanılan enstrümanlar da bir o kadar çeşitli. İlk albümde daha çok beşimiz çalmaya özen göstermiştik. Bu albümde ise yaylılar ve üflemelilerin yanı sıra duduk, bendir, akordeon, bendir ve tabii banço gibi birçok etnik enstrüman var. Bayağı bir orkestrasyon kattık. Tabii çok sesli vokal geleneğimiz de devam ediyor.

Barış: Her şeyden önce ilk albümde kullandığımız Karacaoğlan sözleri yok. İlk albümde de besteler bize aitti ama sözler Karacaoğlan’a ait olunca insanlar besteler de onun sanmıştı.

Yeni albümün ilk klibi “Kalpsiz”e geldi. Vokaldeki Özlem Tekin katkısı hemen fark ediliyor…

Mustafa: Parça yapıldığından beri aklımızda Özlem Tekin’e söyletmek vardı ama albümü hızlı bir şekilde bitirmeye çalıştığımız için düeti önce başka bir isimle gerçekleştirdik. Ama albümün gecikmesi şarkıyı Özlem’e söyletmek için iyi bir fırsat oldu. O da çok beğenip işi sahiplenince müthiş enerjisi ve kendine has tarzıyla değişiklikler yaptı. Tabii klipte de harika bir performans sergiledi ve parçayı iyice yukarılara taşıdı.

Klip akıcı bir hissiyata sahip, sizce bunun sırrı nedir?

Mustafa:
Çok özel bir klip oldu. İlk gün Özlem Tekin’le beraber performans çekimlerini yaptık. İlk albümde de kliplerimizi çeken Dağhan Iş ile çalıştık. Çok yaratıcı bir isim. Aynı anda dört kamerayla 130 farklı açı kullandı. Bu Türkiye’de bir ilk, aynı zamanda. İkinci gün ise Özge Ulusoy ve aslen müzisyen olan tiyatrocu Halil Sezai ile kalan çekimleri yaptık. Halil, şarkıyı çok sevip yaşadığı bir aşkla özdeşleştirince ortaya özel bir klip çıktı.


Albümdeki tek konuk müzisyen Özlem Tekin değil, bildiğimiz kadarıyla?

Mustafa: İlhan Şeşen’in “Geceyedir Küsmelerim” şarkısında özellikle söylemek istediği bir bölüm vardı. Onu söyledi. Şarkıdaki geri vokaller ise sözlerin de yazarı olan Begüm Günceler’e ait. O da yurt dışında müzikal eğitimi alan bir arkadaşımız. Bir deneyelim derken o kadar beğendik ki yer vermek istedik.


Türk dinleyicisi ilk albümle birlikte Badem’i kucakladı. Bu ilginin sebebi çok sesli vokal yapmanız olabilir mi?

Mustafa: Evet, ülkemizde çok sesli vokal topluluğu pek yok. İlk yapan Modern Folk Üçlüsü’ydü. Ardından Üç Hürel ve elbette MFÖ geldi. Biz sadece üç vokal yapmıyoruz. Polifonik vokal demek daha doğru, çünkü bazen dört hatta altı sese çıkabiliyor düzenlemeler. Bu arada belirteyim Badem 1996 yılında üç kişilik bir acapella topluluğu olarak kurulmuştu.

Barış: Yani o döneme uzanan bir koral geçmişimiz var. Boğaziçi Üniversitesi’nin rock korosundaydık hepimiz, toplam 30 kişiydik. Queen hâlâ popülerdi ve biz “Bohemian Rapsody”yi bile seslendirmiştik.

Badem

Röportaj : Türkçe R&B’yi Doa’yla seveceğiz…

Röportaj : Türkçe R&B’yi Doa’yla seveceğiz…

Ceza’yla yaptığı düetle adını duyuran genç şarkıcı Doa, R&B’ye küçük yaşlardan beri tutkun. Yetenekli şarkıcı, şimdi bu müziği, kendine has yorumuyla Türkiye’de de sevdirmek istiyor.. İlk başlarda özellikle ismiyle dikkatleri çeken genç şarkıcı Doa, şu sıralar şarkılarıyla da adından başarıyla söz ettiriyor. 23 yaşında, İzmirli bir Türk kızı olan Doğa Üstündağ, alternatif bir müzik tarzıyla hayatımıza girmek istediği için ismini de Doa olarak farklılaştırmaya karar vermiş.

Kendini bildiğinden beri R&B ve Soul tarzı müzikler dinleyen Doa’nın bir defter dolusu bestesi ve şarkı sözü bulunuyor. Küçüklüğünden itibaren dinlediği müzikleri kendisine ait bir albümle piyasaya sunmayı hayal eden ve bunu başaran genç şarkıcı Cosmopolitan’a konuştu:

* İlkokul yıllarından beri şarkıcı olduğumu hayal edip heyecanlanırdım. Bir keresinde ailemle Antalya’ya gidiyorduk. Gökyüzündeki yıldızlara bakarak dedim ki; ‘Allah’ım ileride şarkıcı olmayı çok istiyorum. Eğer bu hayalim gerçekleşecekse lütfen bana bir işaret gönder’. Ve o anda bir yıldız kaydı.

* Küçüklüğümden beri bizim evde caz ve blues dinlenir. Zaten bu müziği dinlememin en büyük kaynağı onlardır. Eric Clapton, Jimi Hendrix, Pink Floyd, Louis Armstrong, Santana gibi…

* R&B konusunda kendime kesinlikle güveniyorum çünkü kendimi çok geliştirerek, çok çalışarak geldim bu noktaya.

* Albüm satmazsa bir tarza kaymayacağım. Bazı sanatçılar pop albümleri tutmadığında rap ya da arabeske kayabiliyorlar. Bu, tarzlarının oturmamış olmasından kaynaklanıyor. Benim tarzım ise oturmuş bir tarz.

* Bir gün Amerika’da Usher’ın elinden bir MTV Müzik Ödülü almayı hayal ediyorum.

* Jill Scott, Amy Winehouse, Calvin Richardson, Anthony Hamilton, Earth Wind and Fire, Erykah Badu ve Stevie Wonder gibi isimleri dinliyorum. Hepsinden de etkileniyorum.

* Şarkı sözlerimi bir defterime yazıyorum. Oraya aklıma ne gelirse yazıyorum. Benim ya da arkadaşlarımın yaşadığı sorunlar, sinir olduğum durumlar, erkek arkadaşımla kavga ettikten sonra hissettiklerim… İçinde 50 civarında beste ve söz var. Hatta şimdiden ikinci albüme neler konabilir düşünüyorum.

* Topuklu ayakkabı giymeyi çok seviyorum. Eşofmanı bile topuklu ayakkabılarımla bir şekilde uydurabilirim. Kocaman küpeler takmaya bayılıyorum.

* Dans ediyorum ve aerobik yapıyorum. Aerobikten sonra mutlaka pilates yapıyorum.

(Cosmopolitan)

Röportaj : Yaşar: “Artık tamamlanmaya ihtiyacım var”

Pop müziğin Adanalı yıldızı Yaşar’ın sevenlerine iki ayrı sürprizi var. Birincisi; Yaşar yakında akustik bir albüm çıkartacak. İkincisi; yakışıklı popçu evlenmeyi kafasına koymuş! Evinde iki su kaplumbağası ve kedisi ile yaşayan Yaşar, artık evleneceğini söyledi….

38 yaşındaki sanatçı, 19 yaşındaki sevgilisi ile arasındaki jenerasyon farkından, aşka ve kadınlara bakışına, hatalarından hayallerine kadar her şeyi anlatırken; “Eğer 48 yaşımda bekar kalırsam, yine 20’li yaşlardaki bir kadınla olurum” dedi. Cuma akşamları Güverte Bar’da program yapan Yaşar, bir yandan da eski şarkılarını yeniden seslendirmeye hazırlanıyor…

* Hayvanlara düşkünlüğünüz biliniyor. Barınak gönüllüleri ile de çalışmalar yapmıştınız. Devam ediyor mu desteğiniz? Ediyor tabii. Ben insanlardan daha yakınım hayvanlara. Kedimle uyuyorum, kedimle kalkıyorum. Onun benden başka kimsesi yok. Benim de ondan başka…

* Yok mu kimseniz? Dostlarım, ailem var tabii ama ilişkilerde hep treni kaçırıyorum. Sonuçta da kala kala ev hayvanlarına kalıyorum. Neyse ki onlarla birbirimizi hiç terk etmiyoruz.

* Kız arkadaşınız var mı? Bir yıldır var ve inşallah bu kez kaçırmam treni.

* Çalışıyor mu, okuyor mu? 19 yaşında, öğrenci.

* Yaş farkı sorun oluyor mu? Yaş değil ama jenerasyon farkı sorun yaratabiliyor. Ben bazı olaylardan bahsediyorum, filmlerden, kitaplardan, onları bilmiyor mesela. Süperman, Tarantino, Scorpions, Michael Jackson’ın ilk çıktığı zamanlar…

* Dengeyi nasıl kuruyorsunuz? O benim yaşadıklarımı merak ediyor, öğrenmeye çalışıyor ama benim de ondan öğreneceğim şeyler var. Büyük sanatçılara dikkat edin; ressam, müzisyen, yazarların her zaman genç sevgilisi olmuştur. 38 yaşımdayım. Bu ilişkim devam ederse tamam ama etmezse 48 yaşımda da genç sevgili ararım. Yaşıtlarımla sevgili olarak hiç anlaşamıyorum.

* Ne arıyordunuz ki onu buldunuz sizden genç birinde? O duyguların ilk filizlendiği anlardaki heyecan var ya, işte ona sahip… En büyük hazinesi o. Daha ne olsun ki! Yaşam enerjisi yüksek, duyguları hırpalanmamış…

* Hiç sevgilinizi aldattınız mı? “Bir çiçekle bahar geçmez” ve türevi laflar hep öğretilmiş şeyler… Bunlar genetik olarak aktarılmıyor mu sanıyorsunuz? Bu sözlere hep güldük, gülerken de yaptık. Ben Adana’da doğdum, büyüdüm. Adana’da metrese ‘dost’ denir. Bunların normal karşılandığı bir ortamdan geliyorum ben.

* Yani? Siz normal karşılıyor musunuz? Böyle bir ortamda büyüyünce sana da normal geliyor. Ama benim 6.5 yıl süren ve neredeyse bütün şarkılarımı yazdığım çok ciddi bir ilişkim vardı. O dönem kimseye yan gözle bile bakmamışımdır. Meşhur olduktan sonra bir kadına bağlanmış olmak, diğer bütün kadınları kaçırmış olmak gibi geldi. Kız arkadaşım varken bile soranlara ‘yok’ dedim. Ama bu ilişkim farklı. Şimdi herkese ‘var’ diyorum. Buna rağmen gelen de var hâlâ ama artık ben reddediyorum!

* Şimdi ne değişti de reddediyorsunuz? Bu düzensizlikten bıktım. Evlenip çoluk çocuğa karışmak istiyorum. Çünkü artık kendimi kalabalık hissediyorum. Uzun yıllar birine bağlı kalmışlığım da var, uzun yıllar aldatmışlığımda var, hiç kimseye bağlanmadan yaşamışlığım da var. Hepsini tattım. Bir tek tatmadığım evlenip yuva kurmak ve çocuk sahibi olmak. Şarkılarım yarım, şiirlerim yarım, ben birazcık yarımım. Artık tamamlanmaya ihtiyacım var…

2003 yılında “Yalnızlık Dört Bin Perde” adlı bir şiir kitabı çıkarmıştınız. Neden devamı gelmedi? Şiir boş zaman işi. Kafan rahat olacak, zamanın olacak, yazacaksın… Ben o dönem niye kitap çıkardım biliyor musunuz? Çünkü şiirlerim çok dağınık duruyordu. Derlenip toplansınlar diye öyle bir tane kitap yazdım.

* Yakın zamanda yeni bir şeyler yapacak mısınız? İlk üç albümümde sözü müziği bana ait olan şarkılarımı, akustik olarak şimdiki sesimle yeniden söyleyeceğim. Doğrusu ben bu fikri Teoman’dan çaldım. Ama o başkalarına söyletti, ben kendim söyleyeceğim. Nisan ortalarında stüdyoya girmeyi planlıyorum.

* Arka arkaya Ezginin Günlüğü ve Teoman’ın toplama albümlerinde yer aldınız. Bu sizin için farklı kesimin dinleyicileri ile de buluşma yolu mu?

Öyle düşünmedim ama bu albümler benim için çok iyi oldu. Özellikle ‘Ebruli’ şarkısı sanki ben bir single çıkarmışım etkisi yarattı. Toplama (completion) albümlerde yer almayı çok seviyorum. Sevdiğim kişiler için kayıtsız şartsız gider, şarkı söylerim. Bir lira da para almam.

* Parayla ilişkiniz nasıl? Bu tür konularda para ile hiç alakam yoktur. Ama emeğimin karşılığını almak istiyorum tabii. Bu telif meselesi yüzünden alamıyorum.

* Zorlanıyor musunuz maddi olarak? Bir dönem haftanın altı günü bar programı yapıyordunuz… Doğru, biz tutamadık o paraları. Ama akıllılık edip bir-iki yatırım yapmıştım. Sonra o dönem kapandı, zar zor geçindiğimiz bir dönem başladı. Kasetten de para alamıyoruz artık. Telif noktası doğru düzgün işlesin diye çalışıyoruz. Bir müzisyenin hiçbir zaman düzenli geliri olamaz. Telif müzisyenin sürünmemesi, gebermemesi için çok gerekli.

* Şatafatlı döneminiz oldu mu hiç? Paramı hiçbir zaman sırf kendimi düşünerek harcamadım. Kardeşimi okuttum, bakmakla yükümlü olduğum insanlara sorumluluklarımı yerine getirdim. Bir tane lüksüm var; o da gitar satın almak. Şimdi görsem güzel bir gitar, yine alırım. Bir gitarım var, 15 bin dolar. Elvis Presley döneminde üretilmiş 270 gitardan biri. Adı da ‘Elvis’ zaten. Bir tanesini Amerika’da gördüm, camekan içinde tutuyorlar.

* Kaç tane gitarınız var? 14 taneydi ama bazılarını hediye etim başkalarına. Şimdi 7 tane gitarım kaldı.

kaynak : sözmüzik

Röportaj : Göksel: “Çok büyük bir deprem yaşadım”

göksel

Şu sıralar, son albümü “Ay’da Yürüdüm”e çektiği üçüncü klip “Yabani Otlar”la gündemde olan Göksel, hayatında yeni bir sayfa açtı. Eşi Alper Erinç’ten boşandıktan sonra bir anda müziğinden çok özel hayatıyla konuşulmaya başlanan ünlü şarkıcı, “Çok büyük bir deprem yaşadım, ama şimdi yeni bir dönem başlıyor” diyor…

21 Mart’ta ilk akustik konserinizi vereceksiniz. Çalışmalar nasıl gidiyor?
– Konser vereceğimiz yer Getto ve burası akustik müziğin çok yakıştığı bir mekan… Sahnede, hitlerin gölgesinde kalan şarkılarımı da söyleyeceğim.

Son klibiniz “Yabani Otlar” kısa süre önce ekranlarda dönmeye başladı. Çekimlerde çok eğlendiğinizi duyduk…
– Evet, klipte “feci” bir yemek savaşı sahnesi var. Çekim günü sete gelen profesyonel oyuncular, masanın üzerindeki yemekleri görünce başlarına geleceklerden korkup seti terk etti. 5-6 saat bekledikten sonra yeni bir cast hazırlandı. Onlar makarna ve ketçapların arasında o kadar mutluydu ki, çekim bittikten sonra bile yemeklerin içinde dans ediyorlardı. Çileli başladı ama inanılmaz eğlenceli bitti. Klibi izlerken çok gülüyorum.

Klibi kim çekti?
– Yon Thomas ve Mike Norman. Yon çok başarılı bir görüntü yönetmeni. Normalde klipleri izlerken kendime bakamazdım, ama bu klipte durum farklı oldu.

Birçok kişi kendini izleyemediğini söyler. Peki sizin nedeniniz ne?
– Hep daha iyisini yapabilirim diye düşünüyorum. Bu şarkı yazarken de böyle… Aslında çok yorucu ve beni hırpalayan bir durum ama bir anlamda beni motive de ediyor ve besliyor. Ben mükemmeliyetçiyim.

Albüm çıkalı bir yıl oldu, yeni albüm için ön hazırlıklara başladınız mı?
– Albüm satışları eskisi kadar yüksek olmadığı için insanlar artık sadece kliplendirilmiş şarkıları biliyorlar. Bu çok üzücü. Bu albümdeki şarkıları rafa kaldırıp hemen yeni bir albüme başlamak istemiyorum. O yüzden bir klip daha çekmeyi düşünüyoruz. Daha sonra yeni albüm çalışmasına başlayabiliriz. Ayrıca ben bir değişim döneminden geçiyorum şu an. Kendimi besleyecek yeni şeyler arıyorum. Kitap okuyorum, gitar çalıyorum, ses egzersizi yapıyorum, spora gidiyorum. Bugünlerde hayatı okul gibi yaşıyorum.

Değişim süreciniz ne zaman başladı?
– Aslına bakarsanız bundan birkaç sene önce kendi içimde ufak ufak sinyalleri hissetmeye başladım. Bir şeyler değişsin istedim. Kendimle ilgili pek çok şeyi de değiştirdim. 2007 sonu itibariyle hayatımdaki her şey farklılaştı. Aile hayatım, iş hayatım ve hayata bakış açım değişti.

Daha önceki albümlerde masum, asi ve muzip bir Göksel görüyorduk. Yaşadığınız bu değişim şarkılarınızı da etkileyecek mi peki?
– Kesin olan bir şey var ki, giderek olgunlaşıyorum. Bundan sonrakiler daha olgun bir kadının şarkıları olacak. Bu zamana kadar yapmadığım ama yapmayı çok istediğim şeyler vardı. Artık onlara eğildim. Seyahat etmek istiyor, yapamıyordum. Örneğin bu isteğimi ertelemekten vazgeçtim. 2008 itibariyle Mısır ve Londra’ya gittim. Seyahatlerimin devamı da gelecek. Sadece fiziken değil ruhsal açıdan da yol alıyorum. Tüm bunların sonucunda nasıl bir albüm çıkar ortaya, şimdiden bilemiyorum tabii. Her şeyi oluruna bıraktım. Ne zaman şarkılar albüm yapacak düzeye gelirse, o zaman albüm yapacağım.

Her fırsatta Türkan Şoray’ı çok beğendiğinizi söylüyorsunuz. Oyunculuk teklifi geldi mi bilmiyorum ama onun yerinde olmayı hiç hayal ettiniz mi?
– Bugüne kadar hiç oyunculuk teklifi almadım. Gelse değerlendiririm tabii ki… Türkan Şoray’a bayılıyorum ve ona benzetilmeyi büyük bir onur olarak algılıyorum. Saçlarım, gözlerim benziyor ama bizim asıl edamız benziyor gördüğüm kadarıyla… Sakinliğimiz, ürkekliğimiz yani… Bazı zamanlar ben de onun gibi çok çekingen olabiliyorum.

Bu çekingenliğin nedeni ne?
– Bu insanın mizacı ile alakalı bir şey. Böyle geldi böyle gidiyor. Daha çok yeni tanıştığım insanlarla yaşıyorum bu sıkıntıyı. Neden kaynaklandığını ben de bilmiyorum ama bir utanma, çekinme oluyor. Yani ilk başlarda insanlarla yakınlaşmaktan korkuyorum. Çocukluğumdan beri olan bir şeydi, neyse ki giderek azalıyor.

Uzun süredir müzik piyasasındasınız, ama ön planda hep şarkılarınız var. Kendinizi neden geri planda tutuyorsunuz?
– Bu beni çok mutlu ediyor çünkü… Bu işi yapmaya ilk başladığım zamanlarda da amacım çok meşhur olmak değil, sadece güzel şarkılar yapmaktı. Şu anda yaşadığım şey işte o… Çoğu şarkım benden daha ünlü. Günümüzün popüler dünyasını birazcık “kirli” buluyorum. Bu dünyada sadece şarkıları ile var olabilen çok insan yok. Ben de o azınlıktan biriyim. Öbür türlü bir ün beni mutsuz ederdi, çünkü ün sanılanın aksine hiç güzel bir şey değil.

Bir de aynı zamanda prodüktörünüz olan eşiniz Alper Erinç’ten ayrıldınız…
– Evet, hayatımda çok büyük bir deprem yaşandı. Boşanmak herkes için zor bir olay. Biz bir de beraber çalışıyor olmanın verdiği bir zorluk yaşıyorduk. Dolayısıyla müzikal hayatımda da benim için yeni bir dönem başlıyor diyebilirim. Tüm bu olanları kötü bir şey olarak algılamıyorum. Bir şey yerle bir olduğunda, yeni oluşacak şey mutlaka daha iyidir ve bu yeni şey beni heyecanlandırır.

Ama yeni albümde, moda dergilerinden fırlamış gibi görünen bir Göksel çıktı karşımıza…
– 35 yaşındayım ve artık güzel görünmek istiyorum. Gençlik gitmeden önce yani! Tamamen kadınsal bir duygu bu… Şu dakikadan sonra hiçbir şeyden korkmuyorum, ama ilk başlarda sadece “kadın” olarak algılanmak kötüydü. İlk albümü yaptığım dönem bunu hissettim. İlk albümde görsel olarak çok iddialı duruyordum. Sonra baktım ki kimsenin benim şarkılarımla ilgilendiği yok! O durum beni korkuttu. Öyle algılanmak istemediğim için bir tarafımı kesip attım. İnsanlar benim ne olduğumu biliyor. Şarkılarımı da biliyorlar. Bunların üzerine bir moda çekiminde yer almamın, güzel görünmemin bir önemi yok, sadece gururumu okşar. Görselliği işinizden önce “bir yol” olarak kullanmanız çok berbat bir şey.

Röportaj: Sinem VURAL

Röportaj : “Ses çıkarmayan şeyleri evde tutmam bile…”

Burhan Öçal

Çıkardığı her albümde çıtayı biraz daha yukarı çeken, verdiği her konserde hayran kitlesini genişleten Burhan Öçal, “Amacım, Burhan Öçal sound’u yaratmak. Benim için ritim önemli. Sandalye, tahta getirsinler onları da çalarım. Ses çıkarmayan şeyleri evde tutmam bile” diyor…

Müzikteki başarınıza geçmeden önce, bize biraz kendinizden söz eder misiniz? Müzisyen bir ailenin çocuğu olarak doğdunuz, peki ya sonrası…

– Ailem amatör müzisyendi. Dedem beyaz Araplar’dan, anne tarafım ise Kırgız Pomakları’na uzanır. Şu mix’e bakın, muhteşem! Bir kere, genetik miras açısından çok şanslıydım. Kırklareli’nde doğdum. Bizim ailede şarkı söylemek çok önemliydi. Hanendelik yani vokalistlik hep yapılan bir olaydı. Taş plaklardan, oradan buradan duyduklarıyla bateri çalardı babam, 1932 senesinde Kırklareli’nin ilk caz kuartetini kurmuştu. Ben de yaratıcı bir çocuktum. Banyomuzun duvarında asılı duran galvaniz leğenleri, gong gibi kullanırdım. Eskimiş süpürgelerin koçanından davul tokmağı yapar, öyle langur lungur vururdum.

24 yaşında, ne çocuk ne de olgun sayılırken hayallerinizin peşinden yurtdışına gitmek nasıl bir heyecandı?
– Benimkisi biraz rizikoydu… Herkes göze alamaz. İki büyük hayalim vardı gençken, ya Hollywood starı olacaktım ya da New York’ta caz yaparak parlatacaktım yıldızımı. O yılların Türkiye’sinde, kültürü ve sanatı teşhir edecek mekan yoktu. Aklım fikrim hep yurtdışındaydı. Bıkmıştım düğünlerde çalmaktan. Hayal kurmak ve onların peşinden gitmek için ideal bir dönemdi 24 yaşım… Muzaffer Tema, babamın arkadaşıydı. Los Angeles’ta onu bulacaktım. Komşu kasaba sanki… İmkanlarım kısıtlı, mal varlığım ise cebimdeki 350 dolardan ibaretti. Karayolunu seçmeye mecbur kalmıştım. Önce İsviçre’ye; kan kardeşimin yanına savruldum. Takıldım kaldım orada. Gecikmeli hayat tarifesiyle yıllar sonra bir konser için gidebildim ABD’ye. Bir “movie star” olamadım ama müzikte iyi işler ortaya çıkardığımı zannediyorum.

Pek çok kişi müziğe yurtdışında başladığınızı, sonra Türkiye’ye geldiğinizi sanıyor. Buradaki müzik otoritelerinin sizi fark etmeleri, epey vakit aldı galiba…
– Şov dünyasında şöhret hedeflenir. Ama benim en başından beri böyle bir kaygım yok. Keşfedilmek gibi bir derdim de… Popstar muamelesi görmek isteyen kim? Konser master’ı yaptık artık, Kore’de bile fan club’ım var. Türkiye’de sevileceğim diye müziğimi buraya göre ayarlayamam. İstanbul’da çalayım ama Londra’da da çalayım… Tek derdim evrensel olmak. Dünya müzik piyasasında bilinen bir ismim var. Seçimlerimden ötürü pişmanlık duymuyorum.

Müzik aracılığı ile zamanın ve kültürlerin sınırlarını aştığınıza inanılırken, müziğiniz için “kaynaşım müziği” deniyor. Müziğinizin temelinde ne yatıyor?
– Vurmalılar, enternasyonal dili konuşuyorlar. Hatta nota bile bilmeseniz olur. Farklı olan, sound’ları ve ölçüleri. Her türlü vurmalı enstrümanı çalarım. Benim için ritim önemli. Sandalye getir, tahta getir, onları da çalayım. Ses çıkarmayan şeyleri evde tutmam bile. Esas enstrümanım drum, yani bateri. Tamburu, udu, sazı, kendimi anlatacak kadar çalarım. Virtüöz değilim ama tamburdan en etkileyici sesin nasıl çıkarılacağını iyi bilirim. Aslında bütün telli çalgılarla aram iyidir, kemençe dışında… Bendir ve zil çalarım. İlk eşim piyanistti, ondan piyano dersleri almıştım. Notayı ise askerde öğrendim.

Saniyede 16 vuruş ile dünyanın en hızlı parmaklarına sahip olduğunuz söyleniyor, doğru mu?
– Dünyanın en iyilerini saymaya kalksanız, iki elin parmaklarını geçmez. Ben de onlardan biriyim. Tekniğim biraz farklı olduğu için şu an saniyede 12 vuruş yapıyorum. İyi eğitilmiş bir askerim. İstersem, 20’ye çıkarabilirim. Ve galiba doğuştan “vurmalı”yım.

Osmanlı sultanlarını müzikle anmak, Pete Namlook ile ortak yürüttüğünüz bir projeydi. Serinin üçüncü albümü “Sultan Orhan”dan sonra, tahta kimi çıkaracaksınız?
– Aslında Burhan Öçal müziğinin peşindeyim, Osmanlı sultanlarının renkli hatırasını ise fon olarak kullanıyorum. Projenin politik bir tavrı yok. Yakında IV. Murat’ı yapacağım. Bazı padişahların ilginç özellikleri var, onları değerlendirmekten yanayım.

Sokak kültürüne yabancı değilsiniz ama aristokrat bir tavrınız var… Hem ruhunuza hem dış görünüşünüze yansıyor bu.
– Yapay katkı maddesi bulunmaz bende, doğal halim bu… Dolce Gabbana marka takım giyiyorum sahnede. Elimde tespih, belime kuşak bağlayıp, çay bardaklarının içindeki kaşıklarla dans ediyorum. Hatta bazen ayakkabılarımın arkasına basıyorum. Ne de olsa orijinali öyle… Merak duygusu uyandırıyorum önce, ardından beğeni ve alkış geliyor. Doya doya yaşadım çünkü, yaşadıklarımı biriktirdim. Değerlerimi hiç unutmadım.

Peki, karizma desek? “Turkish Clark Gable” olduğunuzu düşünen hayranlarınızın sayısı bir hayli fazla. Şov dünyasının gereklerine uymak için mi bu kadar şıksınız?
– İlk izlenim çok önemli, kolay kolay silinmez hafızalardan. Seçtiğiniz kıyafetler ise kendinizi anlatırken kullanabileceğiniz en kestirme yoldur. Özel şeyler ilgimi çeker. Giydiğim her kıyafet bana hitap etmeli, illa moda olması gerekmez. Bir keresinde Zürih’e giderken yanımdaki Kayserili sanayicinin, kolumdaki Patek Philippe saatten gözünü alamayıp sorduğu “Ne iş yapıyorsunuz?” sorusuna verdiğim “Darbukacıyım” cevabı da kendine has bir tarzımın olduğunun göstergesi. Tabii zavallı sanayici viski üstüne viski içmiş uçuş boyunca.

İşinizi yaparken neyi hedefliyorsunuz?
– Her şey bayatladı. Batı müziğinde denenmeyen yenilik kalmadı. Su altında yaşayan balıkların, unutulmuş kabilelerin müziğini bile yaptılar. 10 yıl içinde Doğu’yu da bitirirler. Geleceğe bakmak lazım. Standart şeylerden hoşlanmıyorum, hiçbir çekmeceye girmiyorum. Belirli bir sınıfın zevkine hizmet etmek yerine, derinliği olan çalışmalar üretiyorum. Mayamda caz var. Aslını sorarsanız, ulaşılmazın peşindeyim.

Röportaj: Sinem VURAL

Fener Bahçe ‘ nin Enleri (Sonları)

Fener Bahçe en son kupayı aldığında Çakmak Taşlar yaşıyordu.

Fener Bahçe en son kupayı aldığında Hakan Şükür 6 Yaşındaydı.

Fener Bahçe en son kupa aldığında ben doğmamıştım.

Fener Bahçe en son GS ‘ yi yendiğinde takımdakilere kıyak olmuştu.

Fener Bahçe ‘ nin tarihi GS Ye dayanıyor.

Fener Bahçe en son lig birincisi olduğunda nokia 5110 vardı.

Fener Bahçe en son GS ‘ yi yendiğinde bile kupa alamadı.

Fener Bahçe en son kupayı 100 yıl önce aldı ve bundan 100 yıl sonra alacak.

Fener bahçeliler STOP!!!

GS lilere selamlarımı sunar ve gözlerinden öperim.

Yeni Albümler : Powertürk Müzik Ödülleri 2008

Son günlerin en güzel şarkılarını bir araya getiren 2 CD den oluşan “yılın karışık albümü” müzik marketlerde yerini aldı! Uzun zamandır beklenen albüm, 19 Şubat’ta ikincisi gerçekleştirilen Powertürk Müzik Ödülleri Gecesi’nin hemen ardından müzik marketlerde. Türkiye’nin önde gelen plak şirketlerini bir araya getirerek Türkiye’nin en ünlü sanatçılarını; albümlerindeki öne çıkan şarkılarıyla bir albümde toplayan “Powertürk Müzik Ödülleri 2008” adeta bir yıldızlar geçidi…

Şebnem Ferah, Yalın, Nev, Kenan Doğulu, Sezen Aksu, Gripin, Demet Akalın ve Sıla gibi çok ünlü sanatçıların yer aldığı albümde 29 parça bulunuyor. Pasaj Müzik etiketi ile piyasaya çıkan ve birbirinden ünlü sanatçılardan oluşan albümde bakın kimler, hangi şarkılarla yer alıyor…

CD1

ASFALT DÜNYA BENİ SEVERMİŞ O
BENDENİZ & HARUN KOLÇAK BİRİ VAR
BENGÜ & SERDAR ORTAÇ KORKMA KALBİM
CEM ÖZKAN DÖN BANA
DEMET AKALIN TATİL
ELİF TURAN BÜYÜT İSTERSEN
EMRE ALTUĞ ORTAM İNSANI
ENBE ORKESTRASI&MUSTAFA CECELİ UNUTAMAM
FATİH ERKOÇ ANI
FUNDA ARAR KARAYA VURAN GEMİLER
GÖKÇE ARADIM SENİ
GRİPİN & EMRE AYDIN SENSİZ İSTANBUL’A DÜŞMANIM
GÜLŞEN E BİLEMEM ARTIK
HEPSI İKİ KELİME
IZEL GURUR

CD2

KENAN DOGULU AŞK KOKUSU
KEREMCEM AŞK BİTTİ
MALT DEPREM
MİRKELAM ELMA DEĞİL AYVA
MURAT BOZ PÜF
NEV SUKUT-U HAYAL
NİL KARAİBRAHİMGİL BU MUDUR
ÖZGÜN KIVIRIR
SEZEN AKSU İKİLİ DELİLİK
SILA&KENAN DOĞULU ..DAN SONRA
ŞEBNEM FERAH SİL BAŞTAN
YALIN HERŞEY SENSİN
YAŞAR SEVDA SİNEMALARDA
ZAKKUM&TEOMAN ZEHR-İ ZAKKUM